
Almanya'nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde gerçekleştirilen gizli oylamada, ana akım partilerden en az dört milletvekilinin parti talimatına uymayarak aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) adayına oy vermesi, Alman siyasetinin en hassas kırmızı çizgilerinden birini sarstı. Göçün kısıtlanmasını ve Rusya ile enerji bağlarının yeniden tesisini savunan AfD'li Tobias Rausch, eyalet meclisi başkanlığına seçilerek İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana Almanya'da bir meclis başkanlığı koltuğuna oturan ilk aşırı sağcı isim oldu.
Gizli Oylamada Rakamlar Şüpheyi CDU'ya Yöneltti
Saksonya-Anhalt eyalet meclisindeki oylamada Rausch, AfD ile sol popülist Sahra Wagenknecht İttifakı'nın (BSW) sahip olduğu toplam 44 sandalyenin çok üzerinde, 48 oy aldı. Bu dört fazladan oyun nereden geldiği, gizli oylama nedeniyle kesin olarak bilinmiyor; ancak şüpheler doğrudan Başbakan Friedrich Merz'in partisi Hristiyan Demokrat Birlik'e (CDU) yöneldi. Eyalet meclisindeki 15 CDU milletvekili, parti yönetiminin talimatı doğrultusunda çekimser kalmaları gerektiği hâlde bir bölümünün bu karara aykırı davrandığı öne sürülüyor.
Oylama öncesinde Almanya Başbakanı Merz, parlamenter sisteme aşırıcılığın sızdığına dair açık bir uyarıda bulunmuştu. Saksonya-Anhalt AfD Teşkilatı Başkanı Martin Reichardt ise elde edilen sonucu "siyasi bir dönüm noktası" olarak nitelendirerek, sözde güvenlik duvarının milletvekillerinin hareket serbestisini engelleyemeyeceğinin artık görüldüğünü savundu.
CDU Yönetimi Harekete Geçiyor: "Sonuçları Olmalı"
CDU Genel Başkan Yardımcısı Karin Prien, partisinden milletvekillerinin AfD adayını desteklemiş olması hâlinde bunun ciddi sonuçları olması gerektiğini vurguladı. Prien, aşırı sağcı partiyle herhangi bir uzlaşmanın CDU içinde derin bölünmelere yol açabileceğini ve tüm teşkilatın varlığını tehlikeye atabileceğini de sözlerine ekledi. Merz'in genel başkanlığını yaptığı CDU yönetiminin konuyu pazar ve pazartesi günleri düzenlenecek toplantılarda masaya yatırması bekleniyor.
Merz, AfD'yi partisinin varlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir yapı olarak tanımlıyor ve bu partiyle her türlü işbirliğini ve ortaklığı kesin bir dille reddediyor. Yıllardır Alman ana akım siyasetinin temel refleksi olan bu "güvenlik duvarı" (firewall) yaklaşımı, Saksonya-Anhalt'taki oylama sonrasında ciddi biçimde sorgulanır hâle geldi.
AfD'nin Yükselişi Federal Koalisyonu Sıkıştırıyor
Son bir yılı aşkın süredir kamuoyu yoklamalarında CDU'nun önünde seyreden AfD, 2029 genel seçimlerini kazanmayı açıkça hedefliyor. Partinin bu yükselişi, Merz'in merkez sol Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile kurduğu federal koalisyon üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. Koalisyon hükümeti; politika ayrılıkları ve düşen anket desteğiyle boğuşurken, hükümet ortakları emeklilik ve vergi gibi kritik konulardaki anlaşmazlıkları gidermek amacıyla çarşamba günü bir araya geldi. Görüşmelerin gölgesinde ülkenin aşırıcılara teslim edilmeyeceği mesajı da kamuoyuyla paylaşıldı.
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, iki Almanya'nın birleşme yıl dönümünde yaptığı konuşmada güvensizlik ortamının demokrasiyi tehdit ettiğini ve ülkenin İkinci Dünya Savaşı öncesindeki Weimar Cumhuriyeti dönemini andıran bir kaos riskiyle karşı karşıya kalabileceğini dile getirmişti. Merz hükümetinin karşı karşıya olduğu ekonomik sorunlar ile Ukrayna'daki savaş nedeniyle ucuz enerjiye erişimin kesilmesi de aşırı sağın yükselişini besleyen etkenler arasında gösteriliyor.
Saksonya-Anhalt'ta Hükümet Krizi Sürüyor
6 Eylül 2026'da yapılan eyalet seçimlerinde yüzde 43,8 oy alarak birinci çıkan AfD, eyalet meclisinde çoğunluk için gereken sandalyeye yalnızca üç sandalye farkla ulaşamadı. BSW ile yürütülen koalisyon görüşmeleri de sonuçsuz kalınca AfD'nin hükümeti nasıl kuracağı belirsizliğini koruyor. Tecrit politikasını anlamsız bulan AfD'li Ulrich Siegmund, diğer partilerden yeterli sayıda milletvekilini ikna ederek yıl sonuna kadar eyalet başbakanı seçilebileceğini ileri sürüyor. Meclis başkanlığında elde edilen kazanım, AfD açısından bu hedefe yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan Mecklenburg-Vorpommern'de 20 Eylül 2026'da gerçekleştirilen eyalet seçimlerinde de AfD yüzde 38,3 oy oranıyla birinci sıraya yerleşti. Parti, art arda kazandığı bu seçim başarılarıyla özellikle ülkenin doğusundaki eyaletlerde belirleyici bir güç konumuna yükselmiş durumda.
AfD Kimdir, BfV Ne Diyor?
6 Şubat 2013'te kurulan AfD, başlangıçta Euro Bölgesi'ndeki mali krizlere ve dönemin Başbakanı Angela Merkel'in AB odaklı kurtarma politikalarına tepki olarak ekonomistler ve akademisyenlerin öncülüğünde euro karşıtı, liberal-muhafazakar bir çizgide şekillendi. Zamanla ideolojik bir dönüşüm geçiren parti, göçmen, sığınmacı ve İslam karşıtı söylemi gündeminin merkezine taşıdı ve Federal Meclis'e ilk kez 2017'de girdi.
İç istihbarattan sorumlu Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV), AfD'nin Saksonya-Anhalt teşkilatı da dahil olmak üzere bazı kollarını insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine aykırı görüldüğü gerekçesiyle aşırı sağcı olarak sınıflandırıyor. BfV'nin hazırladığı gizli raporda partinin göçmen karşıtlığı, ırkçılık ve İslamofobiyi körüklediği tespiti yer alıyor. AfD ise bu nitelendirmeleri reddederek Alman milli gururunu savunduğunu öne sürüyor. AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel, federal iktidara gelmeleri hâlinde Almanya'yı Euro Bölgesi'nden ve Schengen Alanı'ndan çıkarmayı ve sınırları tamamen kapatmayı hedeflediklerini açıklamış durumda.
Sıkça Sorulan Sorular
Tobias Rausch kim ve neden önemli bir isim hâline geldi?
Tobias Rausch, AfD'li bir politikacı olup Saksonya-Anhalt eyalet meclisinde gerçekleştirilen gizli oylamada meclis başkanlığına seçildi. Bu seçim, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana Almanya'da bir meclis başkanlığı koltuğuna oturan ilk aşırı sağcı isim olması bakımından tarihi bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Rausch, göçün kısıtlanmasını ve Rusya ile enerji bağlarının yeniden kurulmasını savunuyor.
Almanya'daki "güvenlik duvarı" (firewall) politikası nedir?
Güvenlik duvarı, Almanya'daki ana akım siyasi partilerin aşırı sağcı AfD ile herhangi bir işbirliği veya ortaklık kurmamak amacıyla benimsediği gayri resmi bir uzlaşıyı ifade ediyor. Bu politika, AfD'yi siyasi arenada tecrit etmeyi ve iktidara gelmesini engellemeyi amaçlıyor. Ancak Saksonya-Anhalt'taki oylama, bu duvarın fiilen çatladığının somut bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
CDU'lu milletvekilleri neden parti kararına aykırı oy kullandı?
Oylamanın gizli yapılması nedeniyle hangi CDU'lu milletvekillerinin parti talimatına uymadığı kesin olarak bilinmiyor. Parti yönetimi, 15 CDU milletvekiline çekimser kalma talimatı vermişti; ancak Rausch'un AfD ve BSW'nin toplam sandalye sayısının dört üzerinde oy alması, en az dört ana akım parti milletvekilinin farklı bir tercih kullandığına işaret ediyor. CDU yönetimi, konuyu pazar ve pazartesi günleri yapılacak toplantılarda ele alacak.
AfD, Saksonya-Anhalt'ta hükümeti nasıl kurmayı planlıyor?
AfD, 6 Eylül 2026 seçimlerinde yüzde 43,8 oy alarak birinci çıktı ancak eyalet meclisinde çoğunluk için üç sandalye eksik kaldı. BSW ile yürütülen koalisyon görüşmeleri sonuçsuz kalınca hükümet kurma süreci tıkandı. AfD'li Ulrich Siegmund, diğer partilerden yeterli sayıda milletvekilini ikna ederek yıl sonuna kadar eyalet başbakanı seçilebileceğini ileri sürüyor; ancak bunun nasıl gerçekleşeceği henüz belirsiz.
BfV'nin AfD hakkındaki değerlendirmesi ne yönde?
Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV), AfD'nin Saksonya-Anhalt teşkilatı dahil bazı kollarını insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine aykırı görüldüğü gerekçesiyle aşırı sağcı olarak sınıflandırıyor. BfV'nin hazırladığı gizli raporda partinin göçmen karşıtlığı, ırkçılık ve İslamofobiyi körüklediği belirtiliyor. AfD ise bu nitelendirmeleri reddederek Alman milli gururunu savunduğunu öne sürüyor.