
Küresel ölçekte meme kanseri vakalarının her yıl artmaya devam ettiği bir dönemde, tanı ve tedavi alanındaki gelişmeler de hız kazanıyor. 2024 yılında dünya genelinde yaklaşık 2,4 milyon kadına meme kanseri teşhisi konuldu. Türkiye'de ise 2025 yılında 32 bin kadında bu hastalık saptandı. Türkiye'nin de dahil olduğu 184 ülkenin 164'ünde meme kanseri, kadın kanserleri arasında birinci sırada yer almaya devam ediyor. Acıbadem Üniversitesi tıbbi onkoloji öğretim üyesi ve Acıbadem Maslak Hastanesi tıbbi onkoloji uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp ile Koç Üniversitesi Hastanesi medikal onkoloji uzmanı Prof. Dr. Fatih Selçukbiricik, hastalığın seyrini ve tedavideki yenilikleri aktardı.
Vaka Sayıları Artıyor, Ölüm Oranları Düşüyor
Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olmayı sürdürüyor. Özellikle 50 yaş altında olmak üzere son 10 yılda hasta sayısı giderek arttı. ABD'de 2026 yılında yaklaşık 321 bin meme kanseri tanısı öngörülüyor. Buna karşın erken tanı ve etkili tedaviler sayesinde birçok ülkede meme kanserine bağlı ölüm oranları azalıyor. Prof. Dr. Selçukbiricik, nüfusun büyümesi ve yaşlanmasının yanı sıra obezite, hareketsizlik, alkol kullanımı ve üreme alışkanlıklarındaki değişikliklerin bu tabloyu şekillendiren başlıca etkenler arasında olduğunu vurguladı.
Taramada Mamografi Hâlâ Temel Yöntem
Tarama cephesinde de yenilikler gündemde. Geçen ay, kandan tespit edilebilecek genetik ayak izleriyle kanseri erken saptamaya yönelik bir test için Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) olumlu görüş verdi. Ancak Prof. Dr. Eralp, bu testin meme kanserinde yanılma payı bulunduğunu belirterek mamografi ve meme ultrasonunun hâlâ temel tarama yöntemi olarak kabul edildiğini hatırlattı. Gerekli bireylerde meme MR'ının da değerli bilgiler sunabildiğini ifade eden Eralp, 40 yaş ve üzerine yıllık aralıklarla mamografi önerildiğini, ancak her bireyin yaşına, aile hikâyesine ve kişisel geçmişine göre farklı bir tarama programı uygulanması gerektiğini söyledi.
Kemoterapi Artık Her Hastaya Değil
Tedavide de köklü bir anlayış değişikliği yaşanıyor. Hastaların yüzde 65-70'inin hormona duyarlı tümöre sahip olması ve teşhislerin giderek daha erken evrelerde konulabilmesi nedeniyle hormonal tedaviler artık çok daha yaygın kullanılıyor. Prof. Dr. Eralp, kemoterapinin aslında en sık başvurulan yöntem olmadığını belirterek tümörlü dokuda yapılan genetik testlerin kemoterapi kararını yüzde 30-40 oranında azaltabildiğini açıkladı. Yaklaşık yüzde 10-15 hastada üçlü negatif, yüzde 20 hastada ise HER2 pozitif kanser saptandığını ve bu gruplarda tümör küçük olsa bile kemoterapinin gerektiğini aktardı. Söz konusu genetik testlere Türkiye'de ulaşılabildiğini, ancak geri ödeme kapsamında olmadığından herkese önerilemediğini de ekledi.
Antikor-İlaç Konjugatları Erken Evreye Taşındı
Akıllı ilaçlar alanındaki en dikkat çekici gelişmelerden biri, antikor-ilaç konjugatlarının kullanım alanının genişlemesi oldu. Prof. Dr. Selçukbiricik, HER2 reseptör proteinini hücreye büyüme sinyali ileten bir anten olarak tanımladı ve bazı meme kanserlerinde bu antenlerden normalden çok daha fazla bulunduğunu anlattı. Geçmişte daha saldırgan bir hastalıkla özdeşleştirilen bu özelliğin, bugün etkili ilaçlarla hedeflenebilen bir noktaya dönüştüğünü vurgulayan Selçukbiricik, hedefe bağlanarak kanser hücresine güçlü bir ilaç taşıyan antikor-ilaç konjugatlarının artık yalnızca ileri evreyle sınırlı kalmadığını söyledi. 2026 yılında belirli erken evre HER2 pozitif durumlar için de ABD onayları alındı.
İmmünoterapi cephesinde de önemli bir adım atıldı. Bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanımasını ve onlara karşı etkin biçimde çalışmasını sağlayan bu yöntem, özellikle üçlü negatif alt grubunda uygulanıyor. Yüksek riskli erken evre hastalarda kemoterapiyle birlikte ameliyat öncesinde başlanıp ameliyat sonrasında sürdürülebiliyor. 2026'da uygun PD-L1 pozitif hastalarda immünoterapinin, kanser hücresinin içine doğrudan ilaç taşıyan bir antikor-ilaçla birlikte ilk tedavide kullanılması ABD'de onaylandı.
mRNA Aşılarında İlk Umut Verici Sonuçlar
Meme kanseri tedavisinde mRNA teknolojisine dayalı kişiselleştirilmiş aşılar da gündemin önemli bir parçası haline geldi. Prof. Dr. Selçukbiricik, mRNA'nın bağışıklık sistemine kanser hücresini nasıl tanıyacağını anlatan geçici bir talimat gibi işlev gördüğünü açıkladı. Bazı çalışmalarda hastanın tümörü incelenerek ona özgü işaretler belirleniyor ve bu işaretleri bağışıklık sistemine tanıtacak kişisel bir aşı hazırlanıyor. 2026'da yayımlanan üçlü negatif meme kanserine ilişkin küçük bir erken aşama çalışma, uzun süre devam eden bağışıklık yanıtları gösterdi. Üçlü negatif meme kanserine yönelik bir aşı çalışmasının erken aşamasında uygulanabilirlik ve bağışıklık yanıtı açısından umut verici sonuçlar bildirildi; ancak klinik yararı sonraki çalışmalarla belirlenecek. Rutin kullanım için onaylanmış herhangi bir aşı henüz bulunmuyor. Araştırmaların büyük çoğunluğu tanı almış hastalarda bağışıklık yanıtını güçlendirmeyi veya hastalığın geri dönmesini engellemeyi amaçlarken sağlıklı kişileri kanserden korumayı hedefleyen çalışmalar da yürütülüyor.
Korunmada Yaşam Tarzı Belirleyici
Meme kanserinden korunmada yaşam tarzının belirleyici bir rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Eralp, hastalığın hareketsizlik ve şişmanlıkla güçlü bir ilişkisi olduğunu hatırlattı. Kilo kontrolü ve düzenli egzersizi öne çıkaran Eralp, bu hastalıktan korunmak için mucizevi bir diyetin bulunmadığını; yağı ve şekeri azaltılmış iyi bir Akdeniz diyetinin yeterli olacağını belirtti. Özel vitamin ve takviye gıda kullanımına ise bilimsel kanıt bulunmadığı gerekçesiyle karşı çıktı. Hatta eldeki bir çalışmanın, tanı öncesinde ve tedavi sırasında eksik olmadığı halde alınan yüksek doz A, C, E ve B12 vitaminleri ile demir ve koenzim Q10'un kanserin nüks riskini artırabileceğine işaret ettiğini aktardı. Genel korunma önlemleri arasında tütün kullanımının azaltılması, kaliteli uyku ve yaşam tarzının iyileştirilmesi de yer alıyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Antikor-ilaç konjugatları nedir ve meme kanserinde nasıl kullanılıyor?
Antikor-ilaç konjugatları, hedefe bağlanarak kanser hücresine güçlü bir ilaç taşıyan bileşiklerdir. HER2 pozitif meme kanserinde HER2 reseptörünü hedef alarak çalışırlar. 2026 itibarıyla bu tedavinin kullanımı yalnızca ileri evrelerle sınırlı kalmayıp belirli erken evre HER2 pozitif durumlar için de ABD onayı alınmıştır.
Meme kanserinde kemoterapi her hastaya gerekli midir?
Hayır. Hastaların yüzde 65-70'i hormona duyarlı olduğundan hormonal tedaviler daha yaygın kullanılmaktadır. Tümörlü dokuda yapılan genetik testler, kemoterapi kararını yüzde 30-40 oranında azaltabilmektedir. Ancak üçlü negatif ve HER2 pozitif gruplarda tümör küçük olsa bile kemoterapi gerekmektedir.
Meme kanseri için mRNA aşıları kullanıma girdi mi?
Henüz rutin kullanım için onaylanmış bir mRNA aşısı bulunmamaktadır. Üçlü negatif meme kanserine yönelik erken aşama çalışmalarda uygulanabilirlik ve bağışıklık yanıtı açısından umut verici sonuçlar bildirilmiş olsa da klinik yararı sonraki çalışmalarla belirlenecektir.
Meme kanseri taramasında mamografi kaç yaşında başlatılmalıdır?
40 yaş ve üzerine yıllık aralıklarla mamografi önerilmektedir. Mamografi ve meme ultrasonu hâlâ temel tarama yöntemleri olarak kabul edilmektedir. Ancak her bireyin yaşına, aile hikâyesine ve kişisel geçmişine göre farklı bir tarama programı uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır.
Vitamin ve takviye gıdalar meme kanserinden korunmaya yardımcı olur mu?
Uzmanlar, özel vitamin ve takviye gıda kullanımını destekleyen bilimsel bir kanıt bulunmadığını belirtmektedir. Aksine, tanı öncesinde ve tedavi sırasında eksik olmadığı halde alınan yüksek doz A, C, E, B12 vitaminleri ile demir ve koenzim Q10'un kanserin nüks riskini artırabileceğine dair bir çalışma mevcuttur.