
Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, döviz dönüşüm desteğinin ihracatçı firmalar açısından taşıdığı önemi ve mevcut uygulamanın güçlendirilmesi için yapılması gerekenleri kamuoyuyla paylaştı. Yıldırım, desteğin asıl amacına ulaşabilmesi için uygulama koşullarının firmaların gerçek ticari yapılarıyla örtüşmesi gerektiğinin altını çizdi.
Döviz dönüşüm desteği neden önemli?
Yıldırım, döviz dönüşüm desteğini ihracatçıların finansman yükünü hafifletmek ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü desteklemek açısından kritik bir araç olarak tanımladı. Konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Döviz dönüşüm desteği, ihracatçımızın finansman yükünü hafifletmek ve rekabet gücünü desteklemek açısından önemli bir araç. Bu desteğin amacına ulaşabilmesi için uygulama koşullarının firmalarımızın gerçekleriyle uyumlu olması gerekiyor."
Yıldırım ayrıca üretim ve ihracat kapasitesinin korunmasının Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesi açısından da belirleyici bir öneme sahip olduğunu vurguladı ve ihracatçıların rekabet gücünü destekleyen uygulamaların iş dünyasının ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilmesi çağrısında bulundu.
Her sektörün yapısı farklı, tek tip uygulama yetersiz kalıyor
GTO Başkanı, mevcut destek sisteminin sektörler arasındaki yapısal farklılıkları yeterince yansıtmadığına dikkat çekti. "Her sektörün üretim yapısı, kâr marjı, işçilik maliyeti ve döviz ihtiyacı aynı değil" diyen Yıldırım, ihracatçı firmaların önemli bir bölümünün üretimin sürekliliğini sağlamak amacıyla yurt dışından ham madde ve ara malı temin ettiğini, bu nedenle döviz cinsinden ödeme yükümlülüklerini karşılamak zorunda kaldığını hatırlattı.
Bu gerçekten hareketle döviz pozisyonu değerlendirilirken firmaların gerçek ticari ihtiyaçlarının ve döviz yükümlülüklerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Yıldırım, özellikle yüksek ihracat hacmine karşın düşük kâr marjıyla faaliyet gösteren firmaların durumuna özel bir vurgu yaptı. "İhracat hacmi yüksek olan bir işletmenin faaliyet kârlılığı aynı ölçüde yüksek olmayabiliyor" ifadesini kullanan Yıldırım, bu nedenle destek kapsamında satılabilecek döviz tutarının belirlenmesinde yalnızca faaliyet kârlılığı ve işçilik maliyetlerinin değil, firmanın ihracat hacminin ve sektörün kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiğini savundu.
Yüzde 10'luk döviz pozisyonu sınırı sorgulanıyor
Yıldırım, döviz dönüşüm desteğinin etkinliğinin artırılması için uygulama kriterlerinin ve başvuru süreçlerinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirterek somut öneriler sıraladı. Bu öneriler arasında en dikkat çekici olanı, yüzde 10'luk döviz pozisyonu sınırının farklı finansal yapılara sahip firmalar üzerindeki etkilerinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiği yönündeydi.
Yıldırım'ın önerileri şu şekilde özetlenebilir: Firma satış limitleri belirlenirken faaliyet kârlılığı ve işçilik maliyetlerinin yanı sıra sektörlerin üretim yapıları ve ihracat özellikleri de hesaba katılmalı; firmaların ithalat ihtiyaçları ile döviz cinsinden yükümlülükleri göz önünde bulundurulmalı. Bunların yanı sıra başvuru ve belge süreçleri sadeleştirilerek firmaların desteğe erişimini kolaylaştıran, açık ve standart bir uygulama anlayışı hayata geçirilmeli.
Destek, daha geniş bir politika çerçevesinin parçası olmalı
GTO Başkanı Yıldırım, döviz dönüşüm desteğini tek başına ele almanın yeterli olmadığını da vurguladı. Desteğin ihracatçıların ihtiyaçlarını karşılayan daha kapsamlı bir politika çerçevesinin parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade eden Yıldırım, uygun maliyetli finansmana erişim, ihracat kredileri, alacak sigortası ve kur riskinin yönetilmesine yönelik araçların da bu çerçeve içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Sahadan geri bildirim alınmalı, iş dünyasının sesi duyulmalı
Yıldırım, uygulamanın sahadaki etkilerinin düzenli olarak izlenmesi ve ihtiyaç duyulan iyileştirmelerin iş dünyasının görüşleri alınarak yapılması gerektiğini de sözlerine ekledi. "Burada temel mesele, desteğin hangi koşullarda ve ne ölçüde ihracatçının rekabet gücüne katkı sağladığıdır" diyen Yıldırım, amacın döviz dönüşüm desteğinin daha etkili işlemesine ve ihracatçıların uluslararası pazarlardaki konumunun güçlenmesine katkı sağlamak olduğunu belirtti.
Sıkça Sorulan Sorular
GTO Başkanı Tuncay Yıldırım döviz dönüşüm desteğini nasıl tanımlıyor?
Yıldırım, döviz dönüşüm desteğini ihracatçıların finansman yükünü hafifletmek ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü desteklemek açısından önemli bir araç olarak tanımlıyor. Desteğin bu işlevi yerine getirebilmesi için uygulama koşullarının firmaların gerçekleriyle uyumlu olması gerektiğini vurguluyor.
Yıldırım, mevcut uygulamada hangi temel sorunu tespit ediyor?
Yıldırım'a göre temel sorun, her sektörün üretim yapısı, kâr marjı, işçilik maliyeti ve döviz ihtiyacının birbirinden farklı olmasına karşın uygulamanın bu farklılıkları yeterince yansıtmamasıdır. Özellikle yüksek ihracat hacmine sahip olmasına rağmen düşük kâr marjıyla çalışan firmalar için bu durum ayrı bir sorun oluşturmaktadır.
Yüzde 10'luk döviz pozisyonu sınırına ilişkin ne öneriliyor?
Yıldırım, yüzde 10'luk döviz pozisyonu sınırının farklı finansal yapılara sahip firmalar üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gerektiğini öneriyor. Buna ek olarak firmaların ithalat ihtiyaçları ve döviz cinsinden yükümlülüklerinin de bu değerlendirmeye dahil edilmesi gerektiğini belirtiyor.
Döviz dönüşüm desteğinin hangi araçlarla desteklenmesi gerektiği düşünülüyor?
Yıldırım, döviz dönüşüm desteğinin daha geniş bir politika çerçevesinin parçası olması gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede uygun maliyetli finansmana erişim, ihracat kredileri, alacak sigortası ve kur riskinin yönetilmesine yönelik araçların da önem taşıdığını vurguluyor.
Uygulamanın iyileştirilmesi sürecine iş dünyası nasıl dahil edilmeli?
Yıldırım'a göre uygulamanın sahadaki etkileri düzenli olarak izlenmeli ve ihtiyaç duyulan iyileştirmeler iş dünyasının görüşleri alınarak hayata geçirilmelidir. Ayrıca başvuru ve belge süreçlerinin sadeleştirilerek firmaların desteğe erişimini kolaylaştıran açık ve standart bir uygulama anlayışının benimsenmesi gerektiğini de vurguluyor.