
Radyo Sputnik'te yayınlanan İsmet Özçelik'le Ankara Farkı programına konuk olan gazeteci Ali Rıza Taşdelen, Fransa'nın içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve toplumsal krizin farklı boyutlarını ele aldı. Taşdelen, 40 yıldır uygulanan neoliberal politikaların kamu hizmetlerini ve sosyal hakları zayıflattığını, Rusya karşıtı politikaların ise ülkeyi enerji krizine sürüklediğini savundu. Öğrenci eylemlerinden siyasi krizin derinliğine, yükselen milliyetçi partilerden Charles de Gaulle mirasına uzanan geniş bir tablo çizen Taşdelen, Fransa'nın bugünkü durumunu sistemsel bir çöküşün yansıması olarak nitelendirdi.
Neoliberal politikalar ve enerji krizi: Fransa'nın borç sarmalı
Taşdelen, Fransa'nın mevcut sorunlarının kökeninde 40 yıldır süregelen neoliberal ve küreselci politikaların yattığını belirtti. Bu politikaların kamu hizmetlerini zayıflattığını, sosyal hakları gerileterek işsizliği ve özelleştirmeleri artırdığını ifade eden Taşdelen, söz konusu sürecin son temsilcisi olarak Cumhurbaşkanı Macron'u gösterdi.
Fransa'nın kamu borcunun 2026'nın ikinci çeyreğinde milli gelirin yüzde 119'una, yani 3 trilyon 600 milyar euroya ulaştığını aktaran Taşdelen, bütçe tahminlerine göre borç faizlerinin 2026'da 79 milyar euro, 2027'de ise 91 milyar euro olmasının beklendiğini vurguladı. Bu rakamların birçok bakanlığın toplam bütçesini aştığına dikkat çeken Taşdelen, aynı dönemde savunma harcamalarının artırıldığını ve 2027 için savunmaya 6,4 milyar euro ek kaynak ayrılmasının planlandığını da sözlerine ekledi.
Taşdelen, Macron önderliğindeki Fransa'nın ABD'nin ve Biden yönetiminin politikalarını izleyerek Rusya düşmanlığını temel bir politika haline getirdiğini, Ukrayna'yı askeri ve mali olarak desteklediğini ve son dört yılda NATO'nun genişlemesi ile Rusya'nın çevrelenmesi politikalarını benimsediğini söyledi. Rusya'nın 2022'de gaz musluklarını kapatmasıyla ortaya çıkan enerji krizinin Avrupa ve Fransa ekonomisini derinden sarstığını belirten Taşdelen, bu krizin yalnızca ısınmayla sınırlı kalmayıp sanayiyi ve ulaşımı da vurduğunu, büyük bir enflasyon ve pahalılık dalgasına zemin hazırladığını aktardı. Mazot ve gübre maliyetleri nedeniyle çiftçilerin de ciddi sıkıntılar yaşadığını ekleyen Taşdelen, toplumsal huzursuzluğun giderek derinleştiğini vurguladı.
Banliyöden okula taşınan öfke: Gençlik hareketi nasıl şekilleniyor?
Taşdelen, yoksul banliyölerde yaşayan gençlerin yalnızca eğitim sorunlarıyla değil, yoksulluk, ayrımcılık ve dışlanmayla da mücadele ettiğini belirtti. Bir gencin geleceğini çoğu zaman ailesinin geliri, yaşadığı mahalle ve gittiği okulun belirlediğini söyleyen Taşdelen, bu nedenle Fransa'da büyük bir öfke birikiminin oluştuğunu ifade etti.
Geçmişteki banliyö eylemlerine de değinen Taşdelen, 2005'te iki gencin ölümünün büyük bir isyana yol açtığını, 2023'te ise göçmen kökenli bir gencin polis tarafından öldürülmesinin ülkeyi sarstığını ve büyük eylemlere neden olduğunu hatırlattı. 2005'teki olayların Sarkozy'nin İçişleri Bakanlığı döneminde, 2023'tekilerin ise Macron döneminde yaşandığını belirten Taşdelen, 1982, 1990 ve 1995'teki eylemlere de dikkat çekti. Ancak mevcut hareketin öncekilerden farklı olduğunu vurgulayan Taşdelen, bu kez eylemlerin doğrudan eğitim sisteminin içinden, okullardan yükselmesinin süreci daha ciddi bir boyuta taşıdığını savundu.
10 maddelik talepler ve hükümetle derin çelişki
Liseli ve üniversiteli öğrenci örgütlerinin 5 Ekim'de 10 maddelik bir talepler programı açıkladığını aktaran Taşdelen, bu taleplerin öğretmen açıklarının kapatılması, okul binalarının yenilenmesi ve üniversitelerde yeni kontenjanlar açılması gibi somut eğitim taleplerini kapsadığını belirtti. Öğrencilerin ayrıca "Parcoursup" adlı seçici üniversiteye giriş sisteminin kaldırılmasını istediğini aktaran Taşdelen, gençlerin bu sistemin özellikle yoksul banliyölerden gelen öğrencileri elediğini düşündüğünü söyledi.
Bursların ve barınma yardımlarının artırılması, tüm öğrencilere bir euroluk yemek sağlanması, demokratik hakların korunması ve polis müdahalelerine son verilmesi de taleplerin arasında yer alıyor. Öğrenci derneklerinin bu taleplerin toplam maliyetini 10 milyar euro olarak hesapladığını ve devletin bu tutarda bütçe ayırmasını istediğini aktaran Taşdelen, hükümetin Meclis'e sunduğu 2027 bütçesinde okullar için öngörülen ödeneğin yalnızca 1 milyar 200 milyon euro olduğuna dikkat çekti. Ayrıca aynı bütçede bin 600 öğretmenin işine son verilmesinin planlandığını belirten Taşdelen, çelişkinin tam da bu noktada yattığını vurguladı. 17 Eylül'de başlayan lise öğrencisi eylemlerinin katılımlar, sloganlar ve pankartlara bakıldığında giderek sisteme yönelen bir harekete dönüştüğünü de sözlerine ekledi.
Siyasi kriz: Azınlık hükümetleri ve parlamenter çıkmaz
Öğrenci eylemlerinin Fransa'daki siyasi krizden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Taşdelen, 2024'te Macron'un partisinin Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aldığı yenilginin ardından Le Pen'in Ulusal Birlik Partisi'nin Fransa'da birinci parti konumuna geldiğini hatırlattı. Bu gelişmenin ardından Macron'un Meclis'i feshedip seçime gittiğini, ancak partisinin çoğunluğu kaybettiğini belirten Taşdelen, son iki yılda yaklaşık beş hükümetin görev yaptığını ve bu azınlık hükümetlerinin Sosyalist Parti'nin desteğiyle ayakta kaldığını aktardı.
Yükselen milliyetçi partiler ve de Gaulle mirası
Siyasi tablonun sağında Le Pen'in milliyetçi partisi, solunda ise Mélenchon'un "Boyun Eğmeyen Fransa" partisinin yükseldiğini belirten Taşdelen, her iki partinin de sisteme ve küreselleşmeye karşı tutum aldığını, NATO karşıtı bir çizgi izlediğini ve Rusya ile dostluğu savunduğunu söyledi. Le Pen'in Ukrayna savaşı sona erince NATO'nun askeri kanadından ayrılacağını açıkladığını ve Ukrayna'ya desteğin bugünden kesilmesini savunduğunu aktaran Taşdelen, Mélenchon'un ise NATO'dan tamamen çıkılmasını talep ettiğini ifade etti.
Taşdelen, Avrupa'nın milliyetçi partilerinde Charles de Gaulle'e yönelik güçlü bir yakınlığın öne çıktığını da vurguladı. Le Pen'in partisinin yanı sıra Almanya'dan AfD ve diğer Avrupa milliyetçi partilerinin de bu yakınlığı paylaştığını belirten Taşdelen, de Gaulle'ün İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilere karşı direnişin başında olduğunu ve ABD emperyalizmine karşı aldığı tutumla öne çıktığını hatırlattı. Savaş sonrasında ABD'nin de Gaulle'ü devre dışı bırakmak için para basıp valiler tayin ettiğini aktaran Taşdelen, de Gaulle'ün Fransa'yı NATO'nun askeri yapısından çıkaran lider olduğunu da sözlerine ekledi.
Sıkça Sorulan Sorular
Gazeteci Ali Rıza Taşdelen'e göre Fransa'nın kamu borcu ne kadar?
Taşdelen'e göre Fransa'nın kamu borcu, 2026'nın ikinci çeyreğinde milli gelirin yüzde 119'una, yani 3 trilyon 600 milyar euroya ulaşmıştır. Bütçe tahminlerine göre borç faizlerinin 2026'da 79 milyar euro, 2027'de ise 91 milyar euro olması beklenmektedir.
Fransız öğrencilerin 10 maddelik talepler programında neler yer alıyor?
Liseli ve üniversiteli örgütlerin 5 Ekim'de açıkladığı talep programı; öğretmen açıklarının kapatılması, okul binalarının yenilenmesi, üniversitelerde yeni kontenjanlar açılması, "Parcoursup" sisteminin kaldırılması, bursların ve barınma yardımlarının artırılması, tüm öğrencilere bir euroluk yemek sağlanması ile demokratik hakların korunması ve polis müdahalelerine son verilmesi maddelerini kapsamaktadır.
Fransa'daki öğrenci eylemleri ne zaman başladı ve nasıl bir seyir izledi?
Taşdelen'in aktarımına göre lise öğrencilerinin eylemleri 17 Eylül'de başladı. Başlangıçta eğitim talepleriyle sokağa çıkan öğrencilerin hareketi, zaman içinde giderek sisteme yönelen bir nitelik kazandı; bu dönüşüm katılımlara, sloganlara ve pankartlara yansıdı.
Le Pen ve Mélenchon'un NATO ve Rusya konusundaki tutumları nedir?
Taşdelen'e göre Le Pen, Ukrayna savaşı sona erince NATO'nun askeri kanadından ayrılacağını açıklamış ve Ukrayna'ya desteğin bugünden kesilmesini savunmaktadır. Mélenchon ise NATO'dan tamamen çıkılmasını talep etmektedir. Her iki parti de Rusya ile dostluğu savunmakta ve Ukrayna'da savaşın bitirilmesine yönelik politikaları desteklemektedir.
Taşdelen, Fransa'daki siyasi krizi nasıl özetliyor?
Taşdelen'e göre 2024'te Macron'un partisinin Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yenilgiye uğraması ve Le Pen'in Ulusal Birlik Partisi'nin Fransa'da birinci parti konumuna gelmesinin ardından Macron Meclis'i feshedip seçime gitmiştir. Seçimin ardından Macron'un partisi çoğunluğu kaybetmiş, son iki yıl içinde yaklaşık beş azınlık hükümeti kurulmuş ve bu hükümetlerin ayakta kalması Sosyalist Parti'nin desteğiyle mümkün olmuştur.