
Memlekette sahtekarlık artık yalnızca çarşıda pazarda değil, belediyede, partide, ekonomide ve market rafında kol geziyor. Arının dokunmadığı bal, içinden zeytin geçmeyen zeytinyağı, kendine avukat süsü verip davalara giren ilkokul mezunu kadın, ameliyat masasına oturan ve televizyonda uzman olarak konuşturulan ilkokul terk şoför... Köşe yazarı, bu tabloyu çizdikten sonra soruyor: Onca paranın döndüğü futbol alemi bu sahtekarlıktan aşağı kalır mı?
Uzaktan kumandalı hakemlerden transfer yasaklarına: Futbolda çürüme
Cevap net biçimde veriliyor: Kalmaz. Uzaktan kumandalı hakemler, kulağının üzerine yatan federasyon yetkilileri, transfer ücretlerini kulüp yöneticileriyle paylaşan menajerler... Türk futbolunun iç yüzü böyle özetleniyor. Kötü yönetim gerekçesiyle büyük kulüplere transfer yasakları gelirken aynı yönetimlerin milyonlarca doları 35 yaşındaki "yıldızlara" saçmaya devam ettiği vurgulanıyor.
Yazara göre bu çarpık anlayışın mimarı aslında efsane Rumen futbolcu Hagi'dir. Hagi'nin Türkiye'de ikinci baharını yaşaması, ülkeyi veteranların futbol cenneti haline getirmiş; ondan sonra gelen her yaşlı yıldız "Acaba Hagi gibi olur mu?" umuduyla karşılanmıştır. O umudun faturası ağır olmuştur.
Muriqi ve Lukaku: Toplasan tek santrafor etmeyen iki golcü
Eleştirinin odağına Fenerbahçe'nin iki yıldızı, Muriqi ve Lukaku oturuyor. Yazar, bu iki ismi "toplasan tek santrafor etmeyen iki golcü" olarak nitelendiriyor ve birinin siyatik, diğerinin lumbago ile romatizma yüzünden oynayamadığını ileri sürüyor. Bu tablo, Türk futbolundaki yaşlı transfer politikasının somut bir yansıması olarak sunuluyor.
Dünya Kupası'nda eziyet, Milletler Ligi'nde küme düşüşü
Milli takım cephesindeki tablo da iç açıcı değil. Dünya Kupası'nda ezilen, Milletler Ligi'nde küme düşen Türkiye'nin Şampiyonlar Ligi'ndeki temsilcileri de averaj takımı olmaktan öteye geçememiş. Ülke puanı yerlerde. Kendi ligimizde yaşanan itiş kakışın bize "futbol" diye yutturulmaya çalışıldığı, ancak Avrupa sahnesine çıkıldığında gerçeğin ortaya döküldüğü anlatılıyor. Yazar bu durumu çarpıcı bir metaforla özetliyor: "Avrupa'ya çıkınca da beyaz şerit boyaları akan zebranın, bildiğimiz eşek olduğunu anlıyoruz."
Cem Yılmaz'ın doktorlarına vefa ziyareti
Yazının ikinci bölümünde daha sıcak bir hikâye yer alıyor. Yazar, 11 Eylül tarihli köşesinde Cem Yılmaz'a kalp rahatsızlığı geçirdiği sırada müdahale eden ve onu Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Hastanesi'ne nakleden Ayvacık Devlet Hastanesi'ndeki Dr. Erdoğan Karataş ile Dr. Edanur'u okuyucularıyla tanıştırdığını hatırlatıyor. O yazının sonunda Cem Yılmaz'ın bu hastanelere maddi destek vermesinin artık bir zorunluluk olduğunu yazmıştı.
Nitekim Cem Yılmaz, 40 gün sonra kontrol amacıyla gittiği hastanede basın mensuplarına şu sözleri söyledi: "Hastanemize ne faydam dokunursa elimden geleni yapmaya çalışacağım. Bu çocuksu bir vaat değil. Dişe dokunur bir faydam olacaksa her zaman hizmetinizdeyim." Yazar, Cem'in bu vefayı kendi yazısı nedeniyle değil, aklın ve vicdanın yönlendirmesiyle gösterdiğini belirtiyor. Bir adım daha atarak Cem Yılmaz'a yeni bir öneride bulunuyor: İyileştikten sonra Çanakkale'de bir gösteri düzenlesin ve tüm gelir bu iki hastaneye gitsin.
Sezen Aksu'nun Ziynet Sali'ye yazdığı şarkı tartışma yarattı
Yazının son ana bölümünde ise Sezen Aksu'nun Ziynet Sali'ye hediye ettiği "Tam İsabet" adlı şarkı ele alınıyor. Yazar, Sezen Aksu'nun şarkılarına ve özellikle vurucu sözlerine olan hayranlığını dile getirdikten sonra bu yeni şarkının sözlerini görünce "Eyvah, son kale de mi düştü?" diye düşündüğünü aktarıyor. Günümüzün kaba, küfürlü ve hakaretli şarkı sözlerinden uzak durduğunu belirten yazar, söz konusu şarkının sözlerinin Sezen Aksu'nun yüreğinden döküldüğüne inanmakta güçlük çektiğini ifade ediyor ve okuyucuları şarkının "Tam İsabet mi, Karavana mı?" sorusunu kendilerinin yanıtlamasına davet ediyor.
Köşe, "Gaf Kürsüsü" ve "Zap'tiye" bölümleriyle son buluyor. Mağazada seramik lavabo seçen bir annenin çocuğunun sesiyle irkilmesi ve "akıllı terlik teknolojisinin" sıra beklenen devlet dairelerinde hizmete girmesi gibi mizahi notlar ekleniyor. Yazının kapanışında ise kefen satan adama "Ürünlerin iyi mi?" diye sorulduğunda "Şimdiye kadar beğenmeyip geri getiren olmadı" yanıtını verdiğine dair bir fıkra yer alıyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Yazar Türk futbolundaki en temel sorunu ne olarak tanımlıyor?
Yazar, Türk futbolundaki en temel sorunun sahtekarlık ve kötü yönetim olduğunu savunuyor. Uzaktan kumandalı hakemler, işini yapmayan federasyon yetkilileri ve transfer ücretlerini kulüp yöneticileriyle paylaşan menajerler bu sorunun başlıca unsurları olarak sıralanıyor.
Muriqi ve Lukaku hakkında ne söyleniyor?
Yazar, Fenerbahçe'nin iki yıldızı Muriqi ve Lukaku'yu "toplasan tek santrafor etmeyen iki golcü" olarak nitelendiriyor. Birinin siyatik, diğerinin lumbago ve romatizma nedeniyle oynayamadığını ileri sürüyor ve bunu Türk futbolundaki yaşlı transfer politikasının bir yansıması olarak değerlendiriyor.
Cem Yılmaz hangi hastanelere destek sözü verdi?
Cem Yılmaz, kalp rahatsızlığı sırasında kendisine müdahale eden Ayvacık Devlet Hastanesi'ne ve onu nakleden Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Hastanesi'ne destek sözü verdi. Kontrol ziyaretinde basın mensuplarına "Dişe dokunur bir faydam olacaksa her zaman hizmetinizdeyim" dedi.
Yazara göre Türkiye'nin veteranları tercih etme alışkanlığı nasıl başladı?
Yazara göre bu alışkanlığın tek sorumlusu Hagi'dir. Rumen futbol efsanesinin Türkiye'de ikinci baharını yaşaması, ülkeyi veteranların futbol cenneti haline getirmiş ve ardından gelen her yaşlı yıldız "Acaba Hagi gibi olur mu?" umuduyla transfer edilmiştir.
Sezen Aksu'nun "Tam İsabet" şarkısı neden eleştiriliyor?
Yazar, Sezen Aksu'nun Ziynet Sali'ye hediye ettiği "Tam İsabet" şarkısının sözlerini günümüzün kaba, küfürlü ve hakaretli şarkı anlayışına yakın bulduğunu belirtiyor. Bu sözlerin Sezen Aksu'nun kalemindan çıktığına inanmakta güçlük çektiğini ifade ediyor ve şarkının "Tam İsabet mi, Karavana mı?" sorusunu okuyucuya yöneltiyor.