
İstanbul, 14 Ekim günü kayıtlara geçen en şiddetli yağışlardan birini yaşadı. En az dört kişinin hayatını kaybettiği sellerde kaybolanlara ulaşmak için çalışmalar sürerken, binlerce ev ve yüzlerce iş yeri için su baskını bildirimi yapıldı; kentin birçok bölgesinde hayat durma noktasına geldi. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, bazı yerlere metrekare başına 272 kilogram yağış düştüğünü açıkladı. Ancak uzmanlar, bu felaketin yalnızca yağışın büyüklüğüyle açıklanamayacağını; asıl belirleyicinin kentin nasıl yapılaştığı olduğunu söylüyor.
Tarihi Rekoru Kıran Yağış Rakamları
Meteoroloji Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre İstanbul'da bugüne kadar ölçülen en yüksek günlük yağış, 17 Ekim 1985'te Şile'de kaydedilen metrekare başına 199,3 kilogramdı. Newcastle Üniversitesi'nde Aşırı Hava Olayları ve İklim Değişikliği alanında çalışan Dr. Abdullah Kahraman'ın aktardığı bilgilere göre ise Kandilli Rasathanesi'nin 1911'e uzanan kayıtlarındaki en yüksek değer, 20 Temmuz 1951'de ölçülen metrekare başına 165,8 kilogramdı. Beykoz'da bu kez ölçülen 272 kilogramlık değer, her iki tarihi rekoru da geride bıraktı.
Kahraman, bu rakamların ne denli uç bir değere işaret ettiğini şöyle ortaya koyuyor: "Karşılaştırma yapmak gerekirse, İstanbul'un yıllık ortalama yağışı metrekare başına 660 kilogram." Yani tek bir günde düşen yağış, kentin yıllık ortalamasının yaklaşık yüzde kırkına denk geldi.
272 Kilogram Ne Anlama Geliyor?
Yağış miktarı hem kilogram hem de milimetre birimiyle ifade ediliyor ve bu durum zaman zaman kafa karışıklığına yol açıyor. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü'nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, iki birimin aslında aynı şeyi ölçtüğünü şöyle açıklıyor: "Kenarları bir metre olan cam bir havuz düşünün. Bunun içerisine bir litre ya da bir kilogram su döktüğünüzde, suyun yüksekliği bir milimetre olacaktır." Buna göre Beykoz'da metrekare başına 272 kilogram yağış düşmesi, o alanda suyun teorik olarak 27,2 santimetre yükselmesi anlamına geliyor.
Ancak bu rakam, gerçekte oluşan sel sularının derinliğini tek başına açıklamıyor. Dr. Kahraman, yağışın ne kadar sürede düştüğünün ve zemin özelliklerinin belirleyici olduğunu vurguluyor: "Birkaç saat, hatta bir saatten kısa sürede gerçekleşen çok yoğun yağışlar, dere yatakları, vadiler ve geçirimsiz beton yüzeylerin yoğun olduğu kent alanlarında hızla yüzey akışına dönüşebiliyor. Bu nedenle düşen yağışın yüksekliği 27 santimetre olsa da, suyun topografya nedeniyle belirli noktalarda toplanmasıyla metrelerce derinliğe ulaşan sel suları oluşabiliyor."
Beton ve Asfalt: Seli Büyüten Yüzeyler
İstanbul'da geçirimsiz yüzeylerin son kırk yılı aşkın sürede hızla genişlediğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma bulunuyor. ABD ve Türkiye'den araştırmacıların 2014 yılında uydu verileriyle yaptığı çalışma, 1987-2011 yılları arasındaki dönüşümü rakamlarla ortaya koyuyor. 1987'de yalnızca Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu'nun yüzeylerinin en az yüzde yetmişi geçirimsiz yapay yüzeylerle kaplıydı. 2011'e gelindiğinde bu listeye Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Güngören, Beşiktaş, Üsküdar, Şişli ve Beyoğlu da eklendi; yani bu eşiği aşan ilçe sayısı yaklaşık dört katına çıktı.
Marmara Üniversitesi tarafından 2025'te yayımlanan İstanbul Yeşil Kent Endeksi de geçirimsiz yüzey yoğunluğu ile sel riski arasındaki ilişkiyi doğruluyor. Güngören, Kağıthane, Bahçelievler ve Zeytinburnu gibi yoğun yapılaşmış ilçeler, sel riski göstergesinde de üst sıralarda yer alıyor. Şile, Çatalca ve Beykoz gibi görece daha az yapılaşmış ilçeler daha avantajlı görünse de bu, riskin sıfır olduğu anlamına gelmiyor; nitekim en fazla yağışın düştüğü yerler arasında olan Beykoz ve Şile, bu felaketten doğrudan etkilendi.
'Haritadan Silinen Ama Araziden Silinmeyen Su Yolunu Buldu'
Doç. Dr. Yavaşlı, İstanbul'un eski dere yatakları ve vadilerin bulunduğu kesimlerinin sel riski açısından özellikle kritik olduğuna dikkat çekiyor. İklim Masası için kaleme aldığı yazıda Yavaşlı, taşan derelerin isimlerinin bile başlı başına bir ipucu sunduğunu belirtiyor: "Ayazağa Deresi, Kağıthane Deresi, Arnavutköy'de Alibey Deresi, Beykoz'da Riva ve Çamlıbahçe dereleri." Ayamama Deresi'nin taşma seviyesine geldiğini ve Ayazağa'da bir kişinin hayatını kaybettiği caddenin adının Dereboyu Caddesi olduğunu da vurguluyor. "Bu yerlerin önemli bir kısmı derelerin eski yatakları ya da taşkın alanları üzerinde duruyor. Haritadan silinen ama araziden silinmeyen su, yolunu buldu" diyor.
Yavaşlı'nın aktardığı 2015 tarihli bir çalışmaya göre, İstanbul'un yaklaşık 2.400 kilometre uzunluğundaki dere ağının yüzde onu yedisi üstü kapalı kesitlerde akıyor; yani bu derelerin doğal yatağı betonarme yapılarla örtülerek yeraltına alınmış durumda.
Çarpık Kentleşme ve Altyapı Eksikliği Can Alıyor
Dr. Kahraman, Türkiye'deki sel ölümlerinin Batı ülkelerine kıyasla çok daha yüksek oranda evlerde gerçekleştiğini, Avrupa ve Akdeniz ülkelerini kapsayan bir çalışmada ortaya koyduklarını belirtiyor. "İklim değişmeden de Türkiye bu tip selleri yaşıyor ve yüksek sayıda can kayıpları oluyordu. Maddi hasarın yanı sıra can kayıplarında çarpık şehirleşme, altyapı yetersizliği büyük rol oynuyor" diyor. İstanbul seline yol açan yağışların iklim değişikliğiyle doğrudan ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğini söylemenin ise henüz erken olduğunu ekliyor.
Yavaşlı da benzer bir noktanın altını çiziyor: "Geçirimsiz yüzeyler suyun çok daha hızlı akışa geçmesini sağlıyor. Hızlı akışa geçen su da sel oluşturuyor. Şiddetli yağış bir doğa olayı ama bunu sel yapan biziz." Uzman, yağışların afete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen en kritik etkenlerden birinin kentlerin nasıl planlandığı olduğunu söylüyor. Derelerin korunması, betonlaşmanın sınırlandırılması ve yağmur suyu altyapısının güçlendirilmesinin İstanbul'u gelecekteki sellere karşı daha dayanıklı kılabileceğini vurguluyor.
Bilimsel Modeller ve Altyapı Yatırımı
Dr. Kahraman, modern bilimsel yöntemlerle sel tehdidinin sayısal olarak ortaya konması ve buna uygun altyapının tasarlanması gerektiğini söylüyor. İngiltere'den bir örnek veriyor: "İngiltere için kilometre ölçeğinde çözünürlükte 100 yıllık 16 ayrı simülasyonumuz var ve bu model çıktılarındaki binlerce ekstrem yağış için ayrı ayrı sel modeli çalıştırılıyor, etki çalışmaları yapılıyor." Bu çıktıların kullanıldığı çalışmalar sayesinde hangi şehrin hangi noktasındaki riskin ne büyüklükte drenaj sistemleriyle giderilebileceğinin hesaplanabildiğini belirtiyor. Altyapı yatırımlarının başlangıçta maliyetli görünse de gelecekte yaşanacak sel ve afetlerin vereceği zararlarla kıyaslandığında bu maliyetin "çok daha katlanılabilir" olduğunu ifade ediyor.
Sıkça Sorulan Sorular
14 Ekim'deki yağış İstanbul tarihinde neden rekor olarak değerlendiriliyor?
Meteoroloji Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre İstanbul'da bugüne kadar ölçülen en yüksek günlük yağış metrekare başına 199,3 kilogramdı. 14 Ekim'de Beykoz'da ölçülen 272 kilogram bu rekoru geride bıraktı. Kandilli Rasathanesi'nin 1911'e uzanan kayıtlarındaki en yüksek değer ise 165,8 kilogramdı; bu değer de aşıldı.
Metrekare başına kilogram ile milimetre yağış ölçümü arasındaki fark nedir?
Doç. Dr. Yavaşlı'nın açıklamasına göre bu iki birim aynı şeyi ölçüyor. Bir metrekarelik alana bir kilogram su düştüğünde su yüksekliği bir milimetre oluyor. Dolayısıyla 272 kilogram yağış, o alanda teorik olarak 27,2 santimetrelik su yüksekliğine karşılık geliyor.
İstanbul'da geçirimsiz yüzeylerin oranı son yıllarda nasıl değişti?
2014 tarihli bir araştırmaya göre 1987'de yalnızca üç ilçenin yüzeyi yüzde yetmiş oranında geçirimsiz yapay malzemeyle kaplıydı. 2011'e gelindiğinde bu sayı yaklaşık dört katına çıktı ve sekiz ilçe daha bu listeye girdi. 2025'te Marmara Üniversitesi'nin yayımladığı İstanbul Yeşil Kent Endeksi de geçirimsiz yüzey yoğunluğu ile sel riski arasındaki ilişkiyi doğruluyor.
İstanbul'daki kapalı dere yatakları seli nasıl etkiliyor?
2015 tarihli bir çalışmaya göre İstanbul'un yaklaşık 2.400 kilometre uzunluğundaki dere ağının yüzde onu yedisi üstü kapalı kesitlerde akıyor. Üstü betonla örtülen bu dereler, aşırı yağışlarda taşarak eski yataklarına geri dönüyor; bu da yapılaşmış alanlarda ciddi su baskınlarına yol açıyor.
İstanbul selleri iklim değişikliğiyle doğrudan ilişkilendirilebilir mi?
Dr. Kahraman'a göre bu yağışların iklim krizine atfedilebilir olup olmadığını söylemek için henüz erken. Uzman, iklim değişikliğinden bağımsız olarak da Türkiye'nin bu tür selleri yaşadığını ve yüksek can kayıplarının verildiğini belirtiyor; çarpık kentleşme ve altyapı yetersizliğinin belirleyici rol oynadığını vurguluyor.