
Paris'in banliyölerindeki liselerde öğretmen eksikliği, bütçe yetersizliği ve bakımsız sınıflara karşı başlayan öğrenci hareketi, artan hayat pahalılığını gerekçe gösteren ve çoğunluğunu işçilerin oluşturduğu Sarı Yelekliler'in desteğiyle büyüyerek 17 Ekim'de 800 bini aşkın kişinin katıldığı kitlesel bir eyleme dönüştü. Gösterilerde polisle çatışmalar ve yağma olayları da yaşandı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron geçen perşembe "meşruiyeti olmayan" kişi ve grupların düzenleyeceği gösterilerin yasaklanacağını açıkladı. Ancak bu tablo yalnızca Fransa'ya özgü değil; benzer halk hareketleri aynı günlerde İspanya, İtalya, Belçika ve Arnavutluk sokaklarını da doldurdu.
Fransa'da kortejin sonu: Şiddet mi, görünürlük mü?
Strasbourg Üniversitesi Türk Etütleri Bölümü Başkanı, tarihçi ve siyaset bilimci Samim Akgönül, Fransa'daki gösterileri hem yapısal hem de konjonktürel faktörler çerçevesinde değerlendiriyor. Akgönül'e göre Fransa'da sokak, Türkiye dahil dünyanın pek çok yerinde kriminalize edilmesine karşın hâlâ siyasetin ana aktörlerinden biri olmayı sürdürüyor. Siyasi partiler, sendikalar ve dernekler etrafında katılımcı demokrasi çerçevesinde güçlü bir örgütlenme mevcut; üstelik bu örgütlenme 16 yaşından itibaren liseleri de kapsıyor.
Akgönül, Fransa'nın şu an "fin de règne" yani saltanatın son demleri olarak nitelendirilebilecek bir dönemden geçtiğine dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Macron'un görevi altı ay içinde sona erecek ve Fransa'daki anayasal düzenleme gereği arka arkaya iki dönem cumhurbaşkanlığı yapan Macron bu kez yeniden aday olamayacak. Bu durum hükümette bir iktidar boşluğu yarattığı izlenimini güçlendiriyor. Öte yandan Akgönül, Macron'un son on yılda sosyal devletin ve dayanışma devletinin altını oyduğunu, bunun gençlerden emeklilere, işçilerden işsizlere hemen hemen her kesimde derin bir endişeye yol açtığını vurguluyor.
17 Ekim'de kortejin sonunda yaşanan şiddet eylemlerine ilişkin Akgönül paradoksal bir tablo çiziyor: Yürüyüşe katılan yaklaşık bir milyon kişiye karşılık gözaltına alınan sayısı bin civarında. "Bu şiddet görüntülerini görmeseydiniz belki de Fransa'daki olağan yürüyüşlerden bir tanesi daha olacaktı ve hiçbir zaman haber olmayacaktı" diyen Akgönül, şiddetin bir yandan halkın taleplerini geri plana iterken öte yandan görünmez kalacak bir şeyi görünür kıldığını ifade ediyor. 16-17 yaşındaki gençlerin bir kısmının eğlence, bir kısmının ise tüketim toplumunda tüketemediği şeyi tüketmek amacıyla sokakta olduğunu belirten Akgönül şu uyarıyı yapıyor: "Bütün dünyadaki huzursuzluğu o dükkânın vitrinine indirgemek çok büyük bir hata olur."
Gösterilerde öne çıkan sloganlar da dikkat çekici. "Zenginleri Yiyeceğiz" ifadesinin 1789, 1848 ve 1917'de de kullanıldığını hatırlatan Akgönül, "Bismillah, c'est les ténèbres" (Bismillah, kıyamet günü geliyor) sloganının ise polisin liseli gruplara sızmak için genç dilini taklit etmeye çalıştığı iddia edilen bir WhatsApp mesajından doğduğunu ve gençlerin bunu kendilerine slogan haline getirdiğini aktarıyor.
Uzman görüşü: Aşırı sağ konsolide olabilir
Yeditepe Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Deniz Tansi ise olaylara daha geniş bir Avrupa perspektifinden bakıyor. Tansi'ye göre Fransa'nın eski sömürgeci bir güç olarak daha önce sömürdüğü ülkeler üzerinden kendi halkına yarattığı sahte refah artık sürdürülemiyor. Jean Baudrillard'ın ifadesiyle "içe doğru bir infilak" yaşandığını vurgulayan Tansi, bu sürecin Avrupa'da aşırı sağın konsolidasyonunu beraberinde getireceğini öngörüyor.
Tansi'nin dikkat çektiği bir diğer nokta ise siyasi tablonun alışılageldik kuralları zorlaması: Fransa'da Marine Le Pen'e karşı Jean-Luc Mélenchon'un kendisini komünist olarak tanımlaması. "Anaakım sağ ve soldan bahsetmiyoruz; faşistler ve komünistlerden bahsediyoruz" diyen Tansi, Avrupa'yı saran olayların ortak bir doktrininin olup olmadığını sorguluyor. Böyle bir doktrin yoksa bu tepkiselliğin insanlarda sosyal düzeni koruma refleksini harekete geçireceğini ve aşırı sağın bunu sahiplenmeye aday olacağını belirtiyor. Fransa'da "Altıncı Cumhuriyet"in Marine Le Pen'le gelebileceği öngörüsünü de paylaşan Tansi, aydınlanma, demokrasi ve temsil mekanizmalarında ciddi bir tıkanıklık yaşandığını vurguluyor.
İspanya'da barınma krizi ve 87 yaşındaki bir kadının tahliyesi
İspanya'daki protestoların fitilini ise konut ve barınma krizi ateşledi. 87 yaşındaki Maricarmen Abascal'ın 70 yıldır kirada yaşadığı evden tahliye edilmesi büyük tepkiye neden oldu. Abascal'ın tahliyenin ardından kısa süre içinde hayatını kaybetmesi öfkeyi daha da büyüttü. Eylemciler Madrid'deki Puerta del Sol Meydanı'nı çadır kurarak işgal etti; Başbakan Pedro Sánchez ise 29 Kasım'da erken seçim ilan etti.
Madrid'de 15 yıldır yaşayan işkadını Çiçekten Yeşilkaya, İspanya'daki protestoların artan fiyatlar, buna karşın ücretlerin artmaması ve konut sorununun yarattığı birikimin sonucu olduğunu belirtiyor. Gösteriler nedeniyle bazı metro istasyonlarının kapandığını aktaran Yeşilkaya, erken seçime kadar eylemlerin tırmanabileceğini düşünüyor. Barselona'da dört yıldır yaşayan şirket sahibi Berk Şenöz ise bu sürenin neredeyse ikisini ev aramakla geçirdiğini, kiralar çok yüksek olduğu için ev sahipleri ve emlakçıların oldukça seçici davrandığını anlatıyor. Katalonya Meydanı'ndaki çadırlı eylemlere değinen Şenöz, çadırın artık evsizliğin sembolüne dönüştüğünü vurguluyor.
İtalya ve Belçika: Düşük ücretler, yüksek fiyatlar, sokak çatışmaları
İtalya'da düşük ücretler ve yüksek akaryakıt fiyatları protesto gerekçeleri arasında öne çıkıyor. Özellikle Milano'da gençlerle polis arasında çatışmalar yaşandı, mağazalar yağmalandı. Giorgia Meloni hükümetinin gösterilere karşı cezaları ağırlaştıracağı belirtiliyor. 20 yıldır İtalya'da yaşayan turizmci ve yazar Fatma Zehra Bural, 17 Ekim'de Milano'daki Duomo Meydanı'nda düzenlenen protestolara tesadüfen tanık olduğunu aktarıyor. Öğrenciler şarkılar ve danslarla barışçıl bir gösteri yaparken yüzleri kapalı, siyah giyimli bir grubun aralarına katılmasıyla polis müdahalesi başladığını anlatan Bural, Güney İtalya'da çiftçiler ve nakliyecilerin haftalardır protesto gösterileri düzenlediğini de ekliyor; 1,90 euro olan domatesin 3,98 euro'ya çıktığını somut bir örnek olarak paylaşıyor.
Belçika'da ise hükümetin tasarruf planı, üniversite harçlarının artırılması ve ulaşım indirimlerinin kaldırılması kitlelerin sokağa inmesinin nedenleri arasında sayılıyor.
Arnavutluk'ta flamingolardan öğrenci eylemlerine uzanan halk hareketi
Arnavutluk'taki tablo diğer ülkelerden biraz farklı bir seyir izledi. Dokuz yıldır Tiran'da yaşayan Ozan Demircanlı, olayların Mayıs ayında Sazan Adası'nın Trump'ın damadı Jared Kushner'a satıldığı haberleriyle başladığını anlatıyor. Birçok kuş türüne ev sahipliği yapan bu alanda flamingoların yaşam alanlarının tahrip edildiğini, ağır iş makinelerinin görüntülerinin paylaşılmasının ardından binlerce kişinin protestolara katıldığını aktaran Demircanlı, eşi ve kızıyla birlikte o gösterilere kendisinin de iştirak ettiğini söylüyor. Başbakanlık binası önünde binlerce kişinin Başbakan Edi Rama'yı protesto ettiğini belirten Demircanlı, Tiran'da başlayan öğrenci eylemlerinin başka şehirlere de sıçradığını ve şu anki eylemlerin flamingo protestolarından farklı görünse de temel nedenin hayat pahalılığı olduğunu vurguluyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Fransa'daki 17 Ekim gösterisine kaç kişi katıldı ve neler yaşandı?
17 Ekim'deki eyleme 800 bini aşkın kişi katıldı. Gösterilerde polisle çatışmalar ve yağma olayları yaşandı. Kortejin sonunda gerçekleşen şiddet eylemleri nedeniyle yaklaşık bin kişi gözaltına alındı.
İspanya'daki protestoların fitilini ne ateşledi?
87 yaşındaki Maricarmen Abascal'ın 70 yıldır kirada oturduğu evden tahliye edilmesi büyük tepkiye yol açtı. Abascal'ın tahliyenin ardından kısa süre içinde hayatını kaybetmesi öfkeyi daha da büyüttü; eylemciler Madrid'deki Puerta del Sol Meydanı'nı çadır kurarak işgal etti.
Samim Akgönül, yaşanan yağmaları nasıl değerlendiriyor?
Akgönül, 16-17 yaşındaki gençlerin bir kısmının eğlence, bir kısmının ise tüketim toplumunda tüketemediği şeyi tüketmek amacıyla sokakta olduğunu belirtiyor. Ancak tüm dünyadaki huzursuzluğu dükkân vitrinlerine indirgemenin büyük bir hata olacağını vurguluyor.
Doç. Dr. Deniz Tansi, Avrupa'daki protestoların siyasi sonuçları hakkında ne söylüyor?
Tansi, bu sürecin Avrupa'da aşırı sağın konsolidasyonunu beraberinde getireceğini öngörüyor. Ortak bir doktrinden yoksun tepkiselliğin insanlarda sosyal düzeni koruma refleksini harekete geçireceğini ve aşırı sağın bunu sahiplenmeye aday olacağını belirtiyor. Fransa özelinde ise "Altıncı Cumhuriyet"in Marine Le Pen'le gelebileceği öngörüsünü paylaşıyor.
Arnavutluk'taki protestolar nasıl başladı?
Olaylar Mayıs ayında Sazan Adası'nın Trump'ın damadı Jared Kushner'a satıldığı haberleriyle başladı. Flamingoların yaşam alanlarının tahrip edildiğini gösteren görüntüler binlerce kişiyi protestolara yöneltti. Tiran'da başlayan öğrenci eylemleri daha sonra başka şehirlere de sıçradı.