
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) günlük bültenine yansıyan veriler, Türkiye'de batık kredilerin hızla büyüdüğünü ortaya koyuyor. 13 Ekim itibarıyla 963 milyar TL'ye ulaşan batık krediler, fon krizi döneminde tek başına 118 milyar liralık artış kaydetti. 2025 yılı başından bu yana yüzde 101 oranında büyüyen batık kredilerdeki yıllık artış ise yüzde 66,6 seviyesine ulaştı. Batık kredilerin toplam kredi stokuna oranı da yüzde 2,5'ten yüzde 3,4'e yükseldi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) öğretim üyesi finans uzmanı Prof. Dr. Ramazan Aktaş, ANKA Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada bu tablonun yalnızca bankacılık sektörüyle sınırlı kalmayacağını, geniş bir yoksullaşma ve işsizlik dalgasını da beraberinde getirebileceğini vurguladı.
Haciz ve yasal takip artacak, vatandaş varlığını yitirecek
Prof. Dr. Aktaş, bankacılık sisteminin temel işlevinin likit kalmak ve piyasaya kredi sağlamak olduğunu hatırlatarak borçların ödenememesinin bankaları kaçınılmaz biçimde daha sık haciz ve yasal takip yoluna iteceğini söyledi. Bu sürecin sonunda bankaların elinde ev, araba ve tesis gibi varlıkların birikeceğini belirten Aktaş, borçlu vatandaşın ise servetinin sıfırlanmasıyla yüz yüze geleceğini ifade etti. Aktaş'ın dikkat çektiği önemli bir nokta, el konulan varlıkların elden çıkarılma biçimiyle ilgili: "Unutulmamalı ki bankalar bu varlıkları elden çıkarırken değerinin altında satacaktır." Bu uyarı, vatandaşın yalnızca varlığını değil, o varlığın gerçek piyasa değerini de fiilen yitireceğine işaret ediyor.
Yüksek enflasyon ortamında gelir-gider dengesi bozulan vatandaşların yüksek faiz oranlarına rağmen borcu borçla kapatmaya, kredi kartları ve ihtiyaç kredileriyle günü kurtarmaya çalıştığını aktaran Aktaş, "Vatandaşın borç ödeme kapasitesi düştükçe ve reel gelirler eridikçe hane halkı zorunlu harcamalarını dahi kısmak zorunda kalıyor. Bu ciddi bir yoksullaşma sürecini beraberinde getirir" değerlendirmesini yaptı.
Sorun devlete de sıçrayabilir
Prof. Dr. Aktaş, batık kredi sorununun yalnızca bireysel borçlularla bankalar arasında kalmayacağının altını çizdi. Bir bankanın sorunlu kredi oranının yüzde 10 gibi belirli eşikleri aşması durumunda o bankanın öz sermayesini yitirme ve yükümlülüklerini yerine getirememe riskiyle karşı karşıya kalacağını belirten Aktaş, bu noktadan sonra yükün doğrudan Hazine'ye devredeceğini açıkladı. Aktaş'ın aktardığı tabloya göre Hazine bu yükü karşılamak için ya borçlanmayı artırmak ya da emisyon yoluyla enflasyon yaratmak zorunda kalacak; her iki seçenek de sonuçta vatandaşa daha yüksek enflasyon ve vergi yükü olarak geri dönecek. Mevduat güvencesi sisteminin bu aktarım mekanizmasında belirleyici bir rol oynadığını da vurgulayan Aktaş, bankacılık krizlerinin mali sonuçlarının toplumun tamamına yayılabileceğine dikkat çekti.
Reel sektör ve KOBİ'ler tehdit altında
Batık kredilerin yarattığı baskı, bankaların kredi musluklarını kısmasına yol açtığında sağlıklı işletmeler bile bu durumdan nasibini alabilir. Prof. Dr. Aktaş, "Karlı veya sağlıklı olan fakat faaliyetlerini kredi ile döndüren işletmeler dahi likidite sıkıntısından batabilir. Bütün ekonomide sistemik risk gündeme gelebilir" diyerek tehlikenin boyutunu ortaya koydu. Büyük işletmelerin finansal sıkıntılarını alt tedarikçilerine yansıtmasıyla başlayan zincirleme etkinin, finansal zincirin en altındaki küçük ölçekli işletmeleri ve KOBİ'leri en derinden vuracağını anlatan Aktaş, bu kesimlerin maliyet baskısına dayanamayarak çalışanlarını işten çıkarmak zorunda kalacağını söyledi.
İşsizlik dalgası kapıda
Aktaş, tüm bu sürecin kaçınılmaz sonucunun işsizlik artışı olacağını vurguladı. "Geniş kesimler işsizlik dalgasıyla karşı karşıya kalır" uyarısını yapan Aktaş'a göre borç krizi doğrudan işsizlik artışına evrilme potansiyeli taşıyor. Özellikle yeni kurulan işletmelerin ve mikro ölçekli KOBİ'lerin bu süreçten en ağır darbeyi alacağını belirten Aktaş, finansal zincirin kırılgan halkalarının önce bu küçük ölçekli yapılar olduğunu hatırlattı.
Finansal okuryazarlık bireysel ve sistemik riski sınırlayabilir
Prof. Dr. Aktaş, tablonun bu denli ağırlaşmasında finansal okuryazarlık eksikliğinin de payı olduğunu vurguladı. Bazı bireylerin veya işletme sahiplerinin bankadan çekilen krediyi kendi paralarıymış gibi algılama hatasına düştüğünü belirten Aktaş, "Finansal okuryazarlık, kredinin geri ödenmesi gereken maliyetli bir borç olduğu bilincini yerleştirerek riski bankanın üzerine yıkma yaklaşımının, 'kar edersem benim, zarar edersem bankanın' anlayışının önüne geçer" dedi. Enflasyonist dönemlerde finansal okuryazarlığın bireylere kontrolsüz borçlanmak yerine harcamaları kısarak küçülme disiplini kazandırdığını anlatan Aktaş, aksi durumda yüksek faizli kredi kartı ve ihtiyaç kredisiyle günü kurtarma çabasının borç yükünü katlayarak derin bir yoksullaşmaya yol açacağı uyarısında bulundu. Aktaş'a göre finansal okuryazarlık hem bireysel düzeyde hane halkının borç sarmalına girmesini önlemek hem de makro düzeyde sistemik kriz risklerini sınırlamak açısından kritik bir işlev üstleniyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Türkiye'de batık krediler şu an ne seviyede?
BDDK'nın günlük bültenine göre batık krediler 13 Ekim itibarıyla 963 milyar TL'ye yükseldi. Fon krizi döneminde bu rakam 118 milyar TL artarken, 2025 yılı başından bu yana artış oranı yüzde 101'e ulaştı. Batık kredilerin toplam kredi stokuna oranı ise yüzde 2,5'ten yüzde 3,4'e çıktı.
Batık kredilerin artması vatandaşı nasıl etkiler?
Prof. Dr. Aktaş'a göre bu süreç, borçlu vatandaşın ev, araba ve tesis gibi varlıklarına haciz yoluyla el konulmasına ve servetinin sıfırlanmasına yol açar. Bankalar bu varlıkları elden çıkarırken piyasa değerinin altında satacağından vatandaşın kaybı daha da büyür. Reel gelirlerin erimesiyle birlikte hane halkı zorunlu harcamalarını dahi kısmak zorunda kalır.
Batık krediler devlet bütçesini de etkiler mi?
Prof. Dr. Aktaş'ın açıklamasına göre bir bankanın sorunlu kredi oranı yüzde 10 gibi belirli eşikleri aştığında banka yükümlülüklerini yerine getiremez hale gelebilir. Bu durumda mevduat güvencesi nedeniyle yük Hazine'ye devrolur. Hazine bu yükü karşılamak için borçlanmayı artırmak ya da enflasyon yaratmak zorunda kalır; her iki yol da vatandaşa daha yüksek enflasyon ve vergi yükü olarak döner.
KOBİ'ler ve küçük işletmeler bu süreçten nasıl etkilenir?
Aktaş'a göre bankalar batık krediler nedeniyle kredi vermeyi kısıtladığında, sağlıklı işletmeler bile likidite sıkıntısına düşebilir. Büyük işletmelerin finansal baskıyı tedarikçilerine yansıtmasıyla başlayan zincirleme etki en çok mikro ölçekli KOBİ'leri ve yeni kurulan işletmeleri vurur. Bu kesimler maliyet baskısına dayanamayarak çalışanlarını işten çıkarmak zorunda kalır ve işsizlik artar.
Finansal okuryazarlık bu tabloyu değiştirebilir mi?
Prof. Dr. Aktaş, finansal okuryazarlığın hem bireysel hem de sistemik düzeyde önemli bir işlev üstlendiğini vurguluyor. Krediyi geri ödenmesi gereken maliyetli bir borç olarak algılamak, kontrolsüz borçlanmanın önüne geçer. Enflasyonist dönemlerde ise finansal okuryazarlık, bireylere borçlanmak yerine harcamaları kısarak küçülme disiplini kazandırarak derin yoksullaşmayı engelleyebilir.