
Anayasa Mahkemesi (AYM), olağanüstü hal (OHAL) döneminde Tunceli'de düzenlenen ve izin alınmadan gerçekleştirilen bir basın açıklamasına katıldığı gerekçesiyle 219 TL idari para cezasına çarptırılan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) üyesi Cafer Sevgül'ün bireysel başvurusunda hak ihlali kararı verdi. Yüksek Mahkeme, barışçıl bir etkinliğe yalnızca katılmış olmanın başlı başına bir cezalandırma gerekçesi olamayacağını vurgulayarak davanın yeniden görülmesi amacıyla dosyayı Tunceli Sulh Ceza Hakimliğine gönderdi.
Olayın Arka Planı: 30 Ekim 2016'daki Basın Açıklaması
Eğitim-Sen Tunceli Şubesi üyesi Cafer Sevgül, 30 Ekim 2016 tarihinde KESK Tunceli Şubeler Platformu tarafından düzenlenen bir basın açıklamasına katıldı. Ancak bu etkinlik, Tunceli Valiliği'nin OHAL kapsamında il genelinde yürürlüğe koyduğu ve basın açıklamaları ile benzeri etkinlikleri önceden izne bağlayan kararı çerçevesinde herhangi bir izin alınmadan gerçekleştirilmişti. Bu gerekçeyle Sevgül'e 219 TL tutarında idari para cezası uygulandı.
Sevgül, söz konusu cezanın kaldırılması için yargı yoluna başvurdu; ancak talebi Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Nihai kararın tebliğinin ardından Sevgül, izinsiz düzenlenen bir basın açıklamasına katılması nedeniyle cezalandırılmasının Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu.
AYM'nin Değerlendirmesi: Katılımcı Organizatörle Bir Tutulmamalı
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyu daha önce benzer nitelikteki başvurular üzerine oluşturduğu içtihat çerçevesinde ele aldı. Mahkeme, aynı basın açıklamasına katılım nedeniyle uygulanan idari para cezalarını daha önce Hüseyin Karabulut ve diğerleri davasında incelemiş; bu davada ise Selma Elma kararına atıfla belirlenen ilkeleri esas almıştı.
Söz konusu ilkelere göre, mevzuatta öngörülen izin veya bildirim yükümlülükleri yerine getirilmeden düzenlenen bir toplantıya katılan kişilerin, toplantının yasal koşullara uygun olarak tertip edilip edilmediğini bilmemeleri ya da bilme imkânına sahip olmamaları durumunda, yalnızca katılımları nedeniyle yaptırıma tabi tutulmaları demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmaz. AYM, bu değerlendirmeyi Sevgül'ün başvurusunda da geçerli buldu.
Barışçıl Nitelik ve Organizatörlük Koşulu
Mahkeme kararında öne çıkan bir diğer önemli husus, basın açıklamasının niteliğine ilişkin tespitlerdir. AYM, söz konusu etkinliğin barışçıl bir şekilde sona erdiğini, idarenin tutanaklarında ya da yargı mercilerinin kararlarında kamu düzeninin bozulduğuna dair herhangi bir tespitin yer almadığını saptadı. Bunun yanı sıra başvurucunun etkinliği organize eden veya yöneten kişilerden biri olduğuna ilişkin de herhangi bir bulguya ulaşılamadığı vurgulandı.
Mahkeme gerekçesinde, "Başvuruya konu olayda da başvurucunun katıldığı basın açıklamasının barışçıl şekilde gerçekleştirildiği, başvurucunun etkinliği organize eden veya yöneten kişilerden biri olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin bulunmadığı anlaşılmıştır" ifadelerine yer verildi. Bu çerçevede Hüseyin Karabulut ve diğerleri kararındaki ilke ve değerlendirmelerden ayrılmayı gerektiren herhangi bir nedenin bulunmadığı sonucuna ulaşıldı.
Anayasa'nın 34. ve 15. Maddeleri Birlikte Değerlendirildi
AYM, ulaştığı sonucu Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirdi. Anayasa'nın 15. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin olağanüstü hallerde sınırlandırılabileceğini düzenlemekle birlikte bu sınırlandırmaların da belirli güvencelere tabi olduğunu ortaya koymaktadır. Mahkeme, söz konusu değerlendirme çerçevesinde uygulanan idari para cezasının Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğine hükmetti.
Kararda, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı açıkça ifade edildi. Mahkeme bu gerekçeyle ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına karar vererek dosyayı Tunceli Sulh Ceza Hakimliğine gönderdi.
Emsal Niteliğindeki Önceki Kararlar
AYM'nin bu kararı, benzer olgusal zemine sahip başvurularda daha önce oluşturduğu içtihadın bir devamı niteliğinde. Mahkeme, aynı basın açıklamasına katılım nedeniyle ceza verilen diğer katılımcılara ilişkin Hüseyin Karabulut ve diğerleri davasında da aynı yönde karar vermişti. Selma Elma kararıyla oluşturulan temel ilke ise izin alınmadan düzenlenen toplantılara katılan bireylerin, organizasyonun hukuka aykırılığından haberdar olmadıkları sürece yaptırıma tabi tutulamayacağı yönündedir. Sevgül davası, bu ilkelerin OHAL koşullarında da geçerliliğini koruduğunu teyit eden yeni bir örnek olarak kayıtlara geçti.
Sıkça Sorulan Sorular
Cafer Sevgül kim ve neden ceza aldı?
Cafer Sevgül, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Tunceli Şubesi üyesidir. 30 Ekim 2016 tarihinde KESK Tunceli Şubeler Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasına katıldığı için, Tunceli Valiliği'nin OHAL kapsamında yürürlüğe koyduğu izin zorunluluğuna aykırı davrandığı gerekçesiyle 219 TL idari para cezasına çarptırıldı.
Anayasa Mahkemesi hangi hakkın ihlal edildiğine karar verdi?
AYM, Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti.
AYM kararının pratik sonucu ne oldu?
Mahkeme, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına karar vererek dosyayı Tunceli Sulh Ceza Hakimliğine gönderdi.
AYM bu kararı hangi ilkelere dayandırdı?
AYM, daha önce Hüseyin Karabulut ve diğerleri davasında ve Selma Elma kararında belirlenen ilkelere dayandı. Bu ilkelere göre, toplantının yasal koşullara uygun düzenlenip düzenlenmediğini bilmeyen ya da bilme imkânı bulunmayan katılımcıların yalnızca katılımları nedeniyle yaptırıma tabi tutulması demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmaz.
Basın açıklamasının barışçıl niteliği kararı nasıl etkiledi?
AYM, etkinliğin barışçıl şekilde sona erdiğini, kamu düzeninin bozulduğuna dair herhangi bir idari ya da yargısal tespitin bulunmadığını ve başvurucunun organizatör konumunda olmadığını saptadı. Bu tespitler, uygulanan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmasında belirleyici rol oynadı.