
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nın 31'inci oturumu (COP31), 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da gerçekleştirilecek. Hazırlıkları Antalya EXPO Alanı'nda süren zirve, küresel iklim diplomasisini "taahhütlerden uygulamaya geçiş" hedefiyle bir araya getirmeyi amaçlıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, zirvede niyet beyanlarından ziyade uygulamanın öne çıkmasını hedeflediklerini vurguluyor.
Zirvenin Gündeminde Neler Var?
Antalya'daki zirvenin ana gündemini çok sayıda başlık oluşturuyor: gıda güvenliği, su verimliliği, tarım, halk sağlığı, enerji güvenliği, elektrifikasyon, şebeke altyapısı, döngüsel ekonomi, metan emisyonlarının azaltılması, sıfır atık, iklim dirençli kentler, afet risk yönetimi, yeşil finansman, karbon piyasaları, yeşil sanayileşme, dijitalleşme, biyoçeşitlilik, adil geçiş ve deniz ekosistemleri bunların başında geliyor.
Zirvede aynı zamanda daha önceki toplantılarda alınan kararların hayata geçirilmesi ve küresel iklim diplomasisinde çözüme kavuşturulamayan temel konular da masaya yatırılacak. COP27'de kabul edilen Kayıp ve Zarar Fonu'na daha fazla kaynak aktarılması talebi müzakerelerin merkezinde yer alırken, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere aktarmayı taahhüt ettiği yıllık 300 milyar dolarlık iklim finansmanı da tartışmaların odağında bulunuyor.
COP30'da kabul edilen ve insanı ile eşitliği merkeze koyan Belem Eylem Mekanizması'nın (BAM) kurumsal işleyiş esasları Antalya'daki görüşmelerde şekillenecek. Ülkelerin Ulusal Katkı Beyanlarını (NDC) uygulamasını desteklemek üzere kurulan Küresel Uygulama Hızlandırıcısı kapsamındaki ilk ilerleme raporu da Türkiye Başkanlığı'na sunulacak.
Fosil Yakıt Yol Haritası Zirvenin En Zorlu Başlığı
Fosil yakıtlardan uzaklaşmaya dönük yol haritası, zirvenin en zorlu müzakere başlıkları arasında gösteriliyor. COP30'da petrol üreticisi ülkelerin engeline takılan bu yol haritasına ilişkin olarak Kolombiya ve Hollanda'nın öncülüğünde yürütülen üst düzey diyalogların ardından hazırlanacak rapor, değerlendirilmek üzere Türkiye Başkanlığı'na iletilecek.
Ev Sahibi Türkiye'nin İklim ve Enerji Karnesi
Türkiye, Paris Anlaşması'nı 2021 yılında onayladıktan sonra 2053 Net Sıfır Emisyon hedefini taahhüt etti. İlk güncellenmiş NDC ile 2030 yılı için emisyon azaltım hedefini yüzde 21'den yüzde 41'e yükselten Türkiye, ikinci NDC kapsamında ise 2035 yılı için emisyonların 643 milyon ton karbondioksit eşdeğeri seviyesinde sınırlandırılmasını hedefliyor. Sera gazı emisyonlarının 2038 yılında zirve yaparak düşüşe geçmesi planlanıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Türkiye, 2005-2024 döneminde yıllık ortalama yüzde 4,5 oranındaki elektrik talebi artışıyla IEA üyeleri arasında en hızlı büyüyen ülke konumunda. Türkiye'de kişi başı karbondioksit emisyonu 2023 itibarıyla 4,6 ton seviyesinde seyrederek OECD ortalaması olan 7,5 tonun altında kalırken, 2005-2023 yılları arasında yüzde 38 oranında artış kaydedildi. 2010-2024 döneminde gayrisafi yurt içi hasıla yüzde 110 büyürken enerji kaynaklı emisyonlar yüzde 50 arttı; bu tablo ekonomik büyüme ile emisyon artışı arasında kısmi bir ayrışmaya işaret ediyor.
Öte yandan kömür, 2024 yılında toplam enerji arzının yüzde 25'ini karşılarken elektriğin üçte birinden fazlasını üretmeye devam etti. Türkiye, 2025 yılında tükettiği 120 milyon ton kömürle Avrupa'nın en büyük kömür tüketicisi konumuna gelirken, elektrik üretimindeki karbon yoğunluğu kilovat saat başına yaklaşık 420 gram karbondioksitle IEA ortalamasının üzerinde kaldı.
Yenilenebilir enerji cephesinde ise tablo daha olumlu. Yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payı 2025 itibarıyla yüzde 43'e ulaştı. Güneşten elektrik üretimi 2024-2025 döneminde yüzde 24 artarak 38 teravatsaate yükseldi ve Ulusal Enerji Planı 2025 hedefleri vaktinden önce aşıldı. Avrupa'nın en büyük güneş paneli üreticisi konumundaki Türkiye'de rüzgar üretimi de 2025'te 39 teravatsaate ulaşarak toplam üretimin yüzde 11'ini sağladı. Türkiye, 2035 yılına kadar rüzgar ve güneş kurulu gücünü toplamda 120 gigavata çıkarmayı, yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payını yüzde 55'e, toplam kurulu güçteki payını ise yüzde 65'e yükseltmeyi hedefliyor.
Yasal alanda ise 2 Temmuz 2025'te kabul edilen İklim Kanunu ile net sıfır hedefi yasal zemine oturtuldu. AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'na uyum sağlamak amacıyla tasarlanan Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi'nin (TR ETS) hukuki altyapısı da kuruldu; sanayi ve enerji sektörlerinde yaklaşık 180 tesisi kapsaması beklenen Pilot ETS için 2028'e kadar geçiş süreci öngörülüyor. Nükleer alanda ise Türkiye, Akkuyu NGS'nin ilk ünitesini 2026'da devreye almayı beklerken 2035 yılına kadar 7,2 gigavat nükleer kapasiteye ulaşmayı ve elektrik üretimindeki nükleer payını yüzde 10'un üzerine çıkarmayı hedefliyor.
IEA'nın raporunda Türkiye'ye çeşitli öneriler de yer alıyor: kömüre bağımlı bölgelerde adil dönüşüm politikalarının hayata geçirilmesi, batarya depolama ve şebeke esnekliği yatırımlarının artırılması, jeotermal odaklı Isı Piyasası mevzuatının tamamlanması, KOBİ'lerin enerji verimliliği için Organize Sanayi Bölgelerinin tek durak hizmet noktası olarak kullanılması ve son kullanıcı fiyatlarında piyasa tabanlı şeffaf fiyatlandırma mekanizmalarına geçilmesi bunların başında geliyor.
Resmi Zirveye Paralel: Halkların İklim Zirvesi
Antalya'daki resmi diplomasi trafiğiyle eş zamanlı olarak 14-18 Kasım 2026 tarihleri arasında "Halkların İklim Zirvesi" adıyla alternatif bir organizasyon da düzenlenecek. "İklim Adaleti İçin Halkların İklim Zirvesi - COP31'in Ötesinde" çağrısıyla toplanacak bu organizasyon; emekçilerin, işçilerin, topraksız köylülerin, göçmenlerin, kadınların ve gençlerin iklim krizine karşı yürüttüğü ortak mücadele ve dayanışma platformu niteliği taşıyor.
Daha önce Brezilya'nın Belem ve İskoçya'nın Glasgow şehirlerinde de gerçekleştirilen zirvenin çağrı metninde, resmi zirvelerde devletlerin sahte çözümler için pazarlıklar yürüttüğü ifade edilerek gerçek çözümler ve iklim adaleti için tabandan örgütlenen bir dayanışmanın gerekliliği vurgulandı. Türkiye genelinde kurulan yerel il ve ilçe meclisleri üzerinden yürütülen hazırlıklar kapsamında zirvenin, Pasifik adalarından Amazon yerlilerine, Afrika'dan Avrupa'ya uzanan geniş bir coğrafyadan katılımcıları bir araya getirmesi bekleniyor.
Halkların İklim Zirvesi'nde demokrasi, hukuk ve insan haklarından ekolojik yıkım ve ekosistem korumasına, emek ve gençlik mücadelesinden savaş karşıtlığına kadar geniş bir alanda politik talepler gündeme gelecek. İklim krizine dayanıklılık, nükleer enerjiye karşı tutum, kamusal sağlık hakları, emisyon azaltımındaki sahte çözümlerin teşhiri, toplumsal cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele ve hayvan özgürlüğü de zirvenin tartışma başlıkları arasında yer alıyor.
Sıkça Sorulan Sorular
COP31 nerede ve ne zaman düzenlenecek?
COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Türkiye'nin Antalya şehrinde, Antalya EXPO Alanı'nda düzenlenecek.
COP31'in ana teması ve öncelikli hedefi nedir?
Zirvenin ana teması "taahhütlerden uygulamaya geçiş" olarak belirlendi. COP31 Başkanı Murat Kurum, zirvede niyet beyanlarından ziyade somut uygulamanın öne çıkmasını hedeflediklerini vurguluyor.
COP31 müzakerelerinde hangi finansman konuları ele alınacak?
COP27'de kabul edilen Kayıp ve Zarar Fonu'na daha fazla kaynak aktarılması talebi ile gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere aktarmayı taahhüt ettiği yıllık 300 milyar dolarlık iklim finansmanı müzakerelerin odağında yer alacak.
Türkiye'nin 2035 yılı için belirlediği emisyon hedefi nedir?
Türkiye, ikinci Ulusal Katkı Beyanı (NDC) kapsamında 2035 yılı için sera gazı emisyonlarını 643 milyon ton karbondioksit eşdeğeri seviyesinde sınırlandırmayı hedefliyor. Sera gazı emisyonlarının 2038 yılında zirve yaparak düşüşe geçmesi planlanıyor.
Halkların İklim Zirvesi nedir ve ne zaman toplanacak?
Halkların İklim Zirvesi, resmi COP31 süreciyle eş zamanlı olarak 14-18 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da düzenlenecek alternatif bir sivil toplum organizasyonudur. "İklim Adaleti İçin Halkların İklim Zirvesi - COP31'in Ötesinde" çağrısıyla toplanan platform; emekçiler, işçiler, topraksız köylüler, göçmenler, kadınlar ve gençlerin iklim krizine karşı ortak mücadele ve dayanışma alanı olarak tanımlanıyor.