
BM Genel Kurulu bu yıl da dünya liderlerini bir araya getirdi. Salonu dolduran delegelerin önünde söz alan ABD Başkanı Donald Trump, yönetiminin ekonomi, enerji ve istihdam alanındaki başarılarını sıraladıktan sonra küresel sistemin mevcut işleyişine ilişkin görüşünü ortaya koydu: Askeri ve ekonomik gücün barışın aracı olduğunu öne sürdü. Ardından kürsüye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çıktı. Uluslararası toplumun kıdemli liderlerinden biri sıfatıyla BM Genel Kurulu'nda 16. kez konuşan Erdoğan, söze tam da beklenen yerden, mazlumlardan başladı.
Gazze İçin Çarpıcı Benzetme: 'Dünyanın En Büyük Çocuk Kabristanı'
Erdoğan, konuşmasının açılışında Gazze'yi 'dünyanın en büyük çocuk kabristanı ve temerküz kampı' olarak nitelendirdi. 'Kalbimle kelamım arasına perde çekmeden konuşacağım' diyerek sürdürdüğü konuşmasında meselenin kişisel değil insani ve vicdani bir sorun olduğunu vurguladı. 'Bu, Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir; insani, vicdani meseledir' sözleriyle BM'nin İsrail üzerindeki baskısını artırmasını talep etti.
Erdoğan bu çağrıyla yetinmeyerek BM'nin kurumsal geleceğine dair de sert bir uyarı yaptı. 'BM, kan kaybetmeye devam ediyor' dedi ve ekledi: 'Bir gün herkes insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacak.' Bu sözler, genel kurul salonundaki delegeler üzerinde derin bir etki bıraktı.
İtibarlı Bir BM İçin Üç Kriter
Erdoğan, güvenilir ve saygın bir BM'nin nasıl olması gerektiğini somut imgelerle anlattı. Bunların ilki, Gazze'de çocukların özgürce uçurtma uçurabildiği bir dünyaydı. İkincisi, Uzakdoğu'da emekçilerin vahşi kapitalizmle sömürülmediği bir dünya; üçüncüsü ise Afrikalıların müreffeh toplumlar gibi geleceklerine umutla bakabildiği bir dünyaydı. Konuşmasının ilerleyen bölümünde bu tabloya dördüncü bir boyut ekledi: Tekno kutuplaşmaya ve dijital hegemonyaya karşı duyarlı bir dünya.
Geniş Bir Coğrafyaya Uzanan Gündem
Erdoğan, BM kürsüsünden yalnızca Gazze meselesiyle sınırlı kalmadı; konuşması adeta bir dünya turu niteliği taşıdı. Kıbrıs, Avrupa Birliği, Suriye, Irak, Libya, Kafkasya, Türk Devletleri Teşkilatı, Afrika, Asya, Latin Amerika ve Karayipler başlıklarının her birine ayrı ayrı değindi. İklim meselesini de gündemine taşıyan Erdoğan, COP-31 Antalya Zirvesi'ni iklim adaleti ekseninde ele aldı.
Küresel gıda güvenliği konusuna da dikkat çeken Erdoğan, dünyada her gün 2 milyar ton gıdanın israf edildiğini hatırlattı. Bu tablo karşısında Türkiye'nin BM Gıda ve Tarım Örgütü direktör adaylığı için Mehdi Eker'i önerdiğini belirterek uluslararası toplumdan destek istedi.
Aile, Dezenformasyon ve Yapay Zeka Mesajları
Erdoğan'ın BM konuşması yalnızca jeopolitik başlıklarla sınırlı kalmadı. Aileyi koruma, dezenformasyona karşı hakikati savunma ve yapay zeka için uluslararası ortak bir çerçeve oluşturma gibi mesajlar da konuşmanın içeriğinde yer aldı. Bu başlıklar, Erdoğan'ın küresel gündemdeki dönüşümlere ilişkin tutumunu yansıtıyordu.
Konuşmasını alışılagelen bir kapanışla tamamlayan Erdoğan şunları söyledi: 'Rabbim ömür verdikçe bu kürsüden mazlumların sesi olmaya devam edeceğim. Gerekirse bedel öderiz ama susmayız.' Bu sözler, Erdoğan'ın BM kürsüsünden verdiği mesajların hem özeti hem de sürekliliğinin ilanı oldu.
Sıkça Sorulan Sorular
Erdoğan BM Genel Kurulu'nda kaçıncı kez konuştu?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu konuşmayla BM Genel Kurulu kürsüsüne 16. kez çıktı.
Erdoğan Gazze için ne dedi?
Erdoğan, Gazze'yi 'dünyanın en büyük çocuk kabristanı ve temerküz kampı' olarak nitelendirdi; meselenin insani ve vicdani bir sorun olduğunu vurgulayarak BM'nin İsrail üzerindeki baskısını artırmasını talep etti.
Erdoğan BM Gıda Teşkilatı direktörlüğü için kimi önerdi?
Erdoğan, küresel gıda güvenliği çerçevesinde BM Gıda ve Tarım Örgütü direktör adaylığı için Mehdi Eker'i önerdi ve uluslararası toplumdan destek istedi.
Erdoğan COP-31 Zirvesi hakkında ne söyledi?
Erdoğan, COP-31 Antalya Zirvesi'ni iklim adaleti ekseninde ele aldı ve bu zirveyi iklim meselesine yaklaşımının merkezine koydu.
Trump BM Genel Kurulu'nda hangi görüşü savundu?
ABD Başkanı Trump, konuşmasında yönetiminin ekonomi, enerji ve istihdam alanındaki başarılarını sıraladıktan sonra askeri ve ekonomik gücün barışın aracı olduğunu öne sürdü.