
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan şiddet olaylarının toplumda bıraktığı derin iz henüz silinmemişken, bu kez Manisa'nın Turgutlu ilçesinden gelen bir haber kamuoyunu sarstı. Sabah saatlerinde bir lisenin önünde, H.O. (15) isimli şahıs silahla etrafa ateş açtı. Henüz ergenlik çağındaki bir çocuğun sokak ortasında ve bir okulun hemen önünde silaha sarılması, toplumda büyük bir endişe ve dehşet yarattı. Bu olay yalnızca fiziki güvenlik önlemlerini değil, çocukların iç dünyasında biriken tehlikeli sinyalleri de bir kez daha sorgulatır hale geldi.
Uzmanlar, ağır şiddet davranışlarının hiçbir zaman tek bir gecede ya da nedensiz biçimde ortaya çıkmadığını vurguluyor. Yaşanan son olayın; aile içi iletişim kopukluğundan dijital dünyadaki kontrolsüzlüğe, akran zorbalığından psiko-sosyal yalnızlığa uzanan çok katmanlı bir krizin dışa vurumu olduğuna dikkat çeken uzmanlar, anne babaların, eğitimcilerin ve toplumun bu süreçte belirleyici bir rol üstlenmesi gerektiğini söylüyor.
Dijital Dünya: Çocuğun Alanı Ama Ebeveynin Sorumluluğu
Çocuk Gelişimi Uzmanı ve Öğretim Görevlisi Merve Mercan, dijital dünyada çocukların kontrolsüz bırakılmasının ciddi riskler doğurduğunu belirtiyor. Mercan'a göre çocukların dijital alanları, ebeveynler tarafından tamamen dokunulmaz ve özel bir alan olarak değerlendirilmemeli. Bunun temel nedeni şu: Çocuklar, yaş ve gelişimsel özellikleri nedeniyle riskleri yetişkinler kadar doğru değerlendiremez. Bu durum ebeveyn denetimini kaçınılmaz kılıyor.
Ancak Mercan, bu denetimin nasıl kurulduğunun da en az denetimin kendisi kadar önemli olduğunu vurguluyor: "Bu kontrol baskıcı ve gizli değil; şeffaf, rehberlik eden ve açık bir iletişimle yürütülmeli." Özellikle 12-16 yaş grubunda ebeveyn rehberliğinin hayati önem taşıdığını belirten Mercan, cihaz kullanımı için süre sınırları, içerik filtreleri ve dijital okuryazarlığın bu dönemde zorunlu olduğunu dile getiriyor. Araştırmaların internet kullanımını konuşarak yöneten ailelerde riskli davranışların daha düşük olduğunu gösterdiğini aktaran Mercan, "Dijital dünyada çocuklara sınırsız özgürlük vermek, onları yalnız bırakmak anlamına gelir" diyor.
Baskı ve Korku Çözüm Değil, Sorunu Derinleştirir
Çocuk ve Ergen Klinik Psikoloğu Eliz Avcı ise kontrolün niteliğine dikkat çekiyor. Şiddet olaylarının ardından ebeveynlerin kaygıyla çocukları üzerinde daha sıkı denetim kurmaya yönelmesinin anlaşılabilir olduğunu belirten Avcı, ancak bu kontrolün nasıl uygulandığının belirleyici olduğunu söylüyor.
Güce, katı cezalandırmaya ve "Ben öyle söylediğim için" anlayışına dayanan baskıcı bir yaklaşım, çocuğun kuralları neden benimsemesi gerektiğini kavramasını engeller. Böyle bir ortamda yetişen çocuk, davranışını yalnızca yakalanma ya da cezalandırılma korkusuyla sınırlandırabilir. Avcı, bu çocukların ebeveyn ya da başka bir otorite figürü ortamdan çekildiğinde sınırları aşmaya ve riskli davranışlara çok daha açık hale gelebileceğini vurguluyor.
Avcı'nın dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise baskı ortamında yetişen çocukların yaşadıkları sorunları aile ile paylaşmak yerine gizlemeyi tercih etmesi. Bu durum, yalnızca şiddet uygulama riski açısından değil, şiddete maruz kalan çocukların zamanında fark edilmesi bakımından da son derece kritik. Zorbalığa ya da şiddete uğrayan bir çocuk ailesinden korkuyor ya da yargılanacağını düşünüyorsa içine kapanıyor ve yaşadıklarını anlatmıyor.
Ekrandaki Şiddet Çocukların Zihninde Nasıl Şekilleniyor?
Merve Mercan, medya ve televizyon dizilerindeki şiddet ögelerinin çocuklar üzerindeki etkisini de mercek altına alıyor. Çocukların model alma yoluyla öğrendiğini hatırlatan Mercan, ekranlarda görülen şiddet içeriklerinin çocuklar tarafından normal bir davranış modeli olarak kodlanabileceğini belirtiyor. "Şiddet içerikleri çocuğun şiddeti normalleştirmesine, empati duygusunun zayıflamasına ve problem çözme yöntemi olarak saldırganlığı öğrenmesine neden olur. Güç kavramı çocukta korkutma ve silah olarak şekillenebilir" diyen Mercan, özellikle dizilerde kabadayılığın kahramanlaştırılmasının ve suça ceza verilmemesinin çocukların suça ilişkin algıları açısından ciddi bir risk oluşturduğunu vurguluyor.
Bununla birlikte Mercan, okul saldırıları gibi trajik olayları tek bir faktörle açıklamanın mümkün olmadığını da özellikle belirtiyor. Bu tür eylemlerin genellikle aile içi iletişim eksikliği, akran zorbalığı, sosyal izolasyon, psikolojik destek yetersizliği ve medyadaki şiddetin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını aktaran Mercan, saldırıyı gerçekleştiren çocukların olay öncesinde yalnızlık, dışlanma ve birikmiş öfke gibi yardım çağrısı niteliğinde sinyaller verdiğini söylüyor. "Bu sinyaller çoğu zaman fark edilemediği ya da görmezden gelindiği için trajik sonuçlar doğabiliyor" uyarısında bulunuyor.
Suça Sürüklenen Çocukların Profili: Biyopsikososyal Kırılganlık
Siber Suç Bilimcisi Avukat Dr. Ceren Küpeli, suça sürüklenen çocukların büyük bölümünün "biyopsikososyal kırılganlık" kümesine dahil olduğunu ifade ediyor. Küpeli'ye göre bu çocuklar nörobiyolojik olarak prefrontal korteks gelişimleri henüz tamamlanmadığı için dürtü kontrolü zayıf, anlık ödül arayışına odaklı ve risk algısı düşük bireyler. Sosyal dışlanmışlık yaşayan, akran zorbalığına maruz kalan ya da "görünmez" hissettiği için yoğun bir aidiyet açlığı duyan çocuklar, suçluları koydukları "özel kişi" illüzyonuna karşı özellikle savunmasız kalabiliyor.
Küpeli, failin fiziksel çevresinden koptuğu ölçüde dijital dünyadaki şiddet eğilimli oyunlara ya da sanal suç arkadaşlarına daha bağımlı hale geldiğini de vurguluyor. Bu süreçte fail, okul arkadaşlarını "sistemin piyonları", "zorbalar" ya da "değersiz nesneler" olarak etiketlemeye başlıyor. Küpeli'ye göre bu etiketler, failin vicdani bariyerlerini tamamen ortadan kaldırıyor ve okul artık bir eğitim yuvası değil, narsisistik intikamın gerçekleşeceği bir sahneye dönüşüyor. Bu nedenle ailelerin, çocuklarının çevresindeki kişilere yönelik kullandığı bu tür etiketleri fark eder etmez müdahale etmesi kritik önem taşıyor.
Anne Babalar Hangi Belirtileri Gözden Kaçırmamalı?
Eliz Avcı, ebeveynlerin yakından takip etmesi gereken kritik davranış değişikliklerini şöyle sıralıyor: Çocuğun arkadaşlarından, ailesinden veya daha önce keyif aldığı etkinliklerden belirgin biçimde uzaklaşması; devamsızlığın artması, akademik başarının açıklanamayan biçimde düşmesi ya da okula yönelik belirgin bir isteksizlik; sık ve yoğun öfke patlamaları ya da tam tersine olaylara karşı belirgin bir duygusuzluk; şiddet unsuru içeren içeriklere, kesici-delici aletlere veya silahlara yönelik dikkat çekici ve yoğun ilgi; son olarak çocuğun düzenli biçimde akran zorbalığına maruz kalması ya da başkalarına yönelik sistematik dışlayıcı, tehditkâr veya zorbalık içeren davranışlar sergilemesi.
Merve Mercan ise çözümün yalnızca fiziki güvenlik tedbirlerinden ya da yasaklardan ibaret olamayacağını söylüyor. Ailelerin çocuklarıyla günlük ve güvene dayalı iletişim kurması, davranış değişikliklerini fark ettiğinde profesyonel destek alması gerekiyor. Okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması, akran zorbalığıyla etkin biçimde mücadele edilmesi ve öğretmenlere psikolojik farkındalık eğitimleri verilmesi de Mercan'ın önerdiği adımlar arasında yer alıyor. Kamunun ise okul güvenliği politikalarını güçlendirmesi ve çocuk ile ergen ruh sağlığı hizmetlerini yaygınlaştırması gerektiğini belirten Mercan, "Çocuklar doğuştan şiddet eğilimli değildir; yapılması gereken onları gerçekten duyan, izleyen ve destekleyen güçlü bir koruyucu ağ oluşturmaktır" diyerek sözlerini tamamlıyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Manisa Turgutlu'daki lise önünde yaşanan olay nedir?
Manisa'nın Turgutlu ilçesinde sabah saatlerinde bir lisenin önünde, H.O. (15) isimli şahıs silahla etrafa ateş açtı. Ergenlik çağındaki bir çocuğun okul önünde silah kullanması toplumda büyük bir endişe yarattı.
Uzmanlar çocuklardaki şiddet eğiliminin nedenlerini nasıl açıklıyor?
Uzmanlar, ağır şiddet davranışlarının tek bir nedene bağlanamayacağını; aile içi iletişim kopukluğu, akran zorbalığı, sosyal izolasyon, psikolojik destek yetersizliği ve medyadaki şiddetin bir arada etkili olduğunu vurguluyor. Saldırıyı gerçekleştiren çocukların olay öncesinde genellikle yalnızlık, dışlanma ve birikmiş öfke gibi yardım çağrısı niteliğinde sinyaller verdiği de belirtiliyor.
Ebeveynler çocuklarında hangi davranış değişikliklerine dikkat etmeli?
Çocuk ve Ergen Klinik Psikoloğu Eliz Avcı'ya göre dikkat edilmesi gereken başlıca belirtiler şunlar: sosyal çevreden belirgin uzaklaşma, okul devamsızlığı ve akademik düşüş, yoğun öfke patlamaları ya da duygusal hissizlik, şiddet ve silahlara yönelik yoğun ilgi ile akran ilişkilerinde ciddi sorunlar.
Dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkisi nedir ve ebeveynler ne yapmalı?
Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Mercan'a göre çocuklar dijital ortamdaki riskleri yetişkinler kadar doğru değerlendiremez. Bu nedenle ebeveynlerin dijital alanı tamamen özel sayan bir tutum yerine şeffaf, rehberlik eden ve açık iletişime dayalı bir denetim uygulaması gerekiyor. Özellikle 12-16 yaş grubunda cihaz kullanımı için süre sınırları ve içerik filtreleri öneriliyor.
Suça sürüklenen çocukların ortak özellikleri neler?
Siber Suç Bilimcisi Avukat Dr. Ceren Küpeli'ye göre bu çocuklar genellikle prefrontal korteks gelişimleri tamamlanmadığı için dürtü kontrolü zayıf, sosyal dışlanmışlık yaşayan ve yoğun aidiyet açlığı duyan bireyler. Çevrelerindeki kişileri "zorba" veya "değersiz nesne" gibi etiketlerle tanımlamaya başlamaları, vicdani bariyerlerin yıkılmakta olduğunun önemli bir işareti olarak değerlendiriliyor.