
Türkiye’nin mücevherat ihracatı yılın ilk 7 ayını yüzde 27,4 kayıpla kapatmasının ardından son iki ayda hızlı bir toparlanma gösterdi. Sektör ağustos ayında yüzde 174,7 ve eylül ayında yüzde 203,3’lük artışla rekora imza atarken, ilk 7 aylık kayıp yüzde 60-70 oranında tolere edildi. Ancak ihracat rakamlarındaki yükselişin kaynağı işlenmiş mücevher değil, iç piyasada talebi düşen külçe altın oldu. Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Özcan, artışın kalıcı bir sektörel büyümeyi temsil etmediğini ve asıl katma değeri sağlayan mücevher ihracatında pazar kayıplarının sürdüğünü belirtti.
Son iki ayda gelen rekor artış ilk 7 ayın kaybını tolere etti
Kaynak verilere göre mücevherat sektörü yılın ilk 7 ayında ihracatta yüzde 27,4’lük düşüş yaşadı. Ağustos ayında yüzde 174,7’lik artışın ardından eylül ayında da yüzde 203,3’lük yükseliş kaydedildi. Böylece ilk 7 ayda oluşan kaybın yüzde 60-70’i telafi edilmiş oldu.
Artış rakamsal olarak kayıplara kısmen ilaç olsa da sektör temsilcileri tablonun yanıltıcı olmaması gerektiği görüşünde. Çünkü yükselişin külçe ihracatından gelmesi, katma değerli mücevher ihracatındaki gerilemeyi telafi etmiyor. Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Özcan, toplam rakamların artıya geçmesine rağmen mücevher tarafına bir etkisi olmadığını vurguladı.
Ağustos sonu itibarıyla elde edilen 5,35 milyar dolarlık ihracatın dağılımı da bu tabloyu ortaya koyuyor. Bu tutarın 2,5 milyar doları altın takı, 1,808 milyar doları altın külçe, 557 milyon doları gümüş külçe, 101 milyon doları pırlantalı takı, 84 milyon doları gümüş takı ve 256 milyon doları diğer mücevher ve değerli taşlardan oluştu.
Eksi marj ve arbitraj külçe ihracatını tetikledi
Mustafa Özcan, son iki ayda altın ihracatında yaşanan ani ve yüksek artışın arkasındaki piyasa dinamiklerini değerlendirdi. Özcan, ihracattaki sıçramanın sanılanın aksine işlenmiş mücevherden değil, iç piyasada talebi düşen külçe altından kaynaklandığını açıkladı.
Özcan’a göre iç piyasadaki altın talebinin aniden kesilmesi piyasa marjlarını altüst etti. Daha önce kota ve aşırı iç talep nedeniyle Türkiye’deki altın fiyatı dünya piyasalarının üzerindeydi ve artı marj vardı. İç talebin düşmesiyle Türkiye’deki altın dünya fiyatının altına indi ve eksi marj oluştu.
İç piyasa ile dış piyasa arasındaki kilogram başına fiyat farkının bir ara 1.000–1.500 dolara kadar yükseldiğini belirten Özcan, Türkiye’de altının ucuzlamasının elinde külçe altın tutanları bunu yurt dışına satmaya yönelttiğini söyledi. Özcan, “Külçe ihracatı toplam rakamlarımızı artıya geçirmiş olsa da mücevher tarafına bir etkisi yok. Bizim için esas olan külçe değil, kg başına 4 bin 500 dolar işçilik ve katma değer bırakan mücevher ihracatı. Külçe ihracatı geçici bir arbitraj hareketi, kalıcı sektörel büyümeyi temsil etmez” uyarısı yaptı.
Külçe altın ihracatıyla birlikte iç piyasadaki altın arzının dengelendiğini ve fiyat farkının yeniden 100–150 dolar seviyelerine gerilediğini kaydeden Özcan, bu marjın kapanmasıyla birlikte külçe ihracatındaki hızlı artışın da yavaşlama trendine girdiğini ifade etti.
Kota tartışması: İthalat durdu, 30 milyar dolar hedefi gündemde
MİB Başkanı Mustafa Özcan, piyasada ithalatın durduğunu ve ağırlıklı olarak ihracatın başladığını belirterek altın kotasının mevcut durumda hiçbir işlevinin kalmadığını söyledi. Özcan, “Şu an ithalat yok, ağırlıklı ihracat var. Dolayısıyla kotaya zaten ihtiyaç kalmadı. Kota miktarını 11 tondan 14 tona çıkardılar ama bu da çözmüyor” dedi.
Kotanın küresel alıcılar nezdinde belirsizlik ve risk unsuru oluşturduğunu savunan Özcan, uluslararası büyük mağaza zincirlerinin çok büyük montanlı alımlar yaptığını ve özel denetimlerle ilerlediğini anlattı. Özcan, “Bize yılbaşı siparişi geçerken ‘1 ay sonra ne olacağınız belli değil, kota yüzünden bu ürünü bana zamanında teslim edip edemeyeceğiniz belirsiz’ diyerek sözleşmeleri iptal ediyorlar” ifadelerini kullandı.
Kotanın kaldırılması gerektiğini söyleyen Özcan, uygulamanın son 3 yılda ülke ekonomisine fayda sağlamadığını ve aksine piyasayı bozduğunu savundu. Özcan, “Geçtiğimiz 3 yıla baktığımız zaman kotanın ithalatı düşürmeye hiçbir faydası olmadı. Aksine çok ciddi usulsüzlüklere ve yolsuzluklara neden oldu. Zaten devletimiz de üzerine düşüp gereğini yaptı. Ancak bu mekanizma ülke için çalışan, fayda sağlayan bir sistem değil” yorumunu yaptı.
Mücevherat sektörünün 2025 yılında 13,4 milyar dolarlık ihracat yaptığını hatırlatan Özcan, “Eğer ki bu kota olmasaydı biz rahat bir şekilde 30 milyar dolarları yakalamıştık” diye konuştu.
Gümrükte 20 gün bekleyen 130 kilo ve 40 kilo limiti
Altın kotasının uygulanmaya başlamasının ardından gümrük mevzuatlarında gidilen aşırı sıkılaşmanın ihracatçıya ağır darbe vurduğunu belirten Özcan, gümrüklerde yaşanan bürokratik gecikmeler yüzünden Türk firmalarının uluslararası müşterilerini kaybetme noktasına geldiğini söyledi.
Kotanın ardından başlayan usulsüzlükleri engellemek için devletin gümrüklerde denetimleri artırdığını ancak bu durumun mevzuatı kilitlediğini söyleyen Özcan, yaşanan bir örneği şöyle anlattı: “Kotanın araya girmesi mekanizmayı inanılmaz bozdu. Devlet usulsüzlüklerden kaynaklı gümrük mevzuatlarında öyle bir sıkılaşmaya gitti ki... En son 130 kilo mücevher ihracatı yapan bir firmamızın ürünü 20 günde gümrükten çıkamadı. Normalde yarım günde gümrükten çıkartabildiğimiz ürünü şu an 20 günde çıkartamıyoruz.”
İstanbul Sanayi Odası Kuyumculuk Meslek Komitesi Başkanı ve MİB Başkan Yardımcısı Fatih Kemahlı da kotanın ve mevzuatların küresel tedarik zincirinde yarattığı tahribata dikkat çekti. Kemahlı, “Uluslararası markaların yönetim kurulları, kotası olan ülkelerden ve Türkiye’den alımları kısma kararı alıyor. Satın almacılar yeni ürün/koleksiyon geliştirmek yerine sadece eski ürünlerin tekrar siparişlerini giriyorlar. Yeni ürün süreci kesilince sadece bir sezon değil, en az 2 yılı birden kaybediyorsunuz. Bu da sektör için kritik zaman olan son çeyrekte yılbaşı siparişler için önemli bir kayıp demek” dedi.
Kemahlı, müşterinin kendi altınını işleyip takı yapılması için gönderdiği durumlarda 40 kilo limiti bulunduğunu belirterek, “Müşteriye niye 80 kilo gönderemediğini açıklayamıyoruz. 40 kiloyu bitirip gümrükten çıkaracaksın ki ikinci 40 kilo gelsin. Bu durum hem zaman kaybı yaratıyor hem lojistik maliyetini artırıyor. Sabit kur, artan işçilik ve yüksek hammadde maliyetleri yüzünden rekabetçi fiyat veremiyoruz. Müşterilerimiz Endonezya’daki firmalara ihracat yapmayı öğretti. Artık rakibimiz İtalya değil, Endonezya” ifadelerini kullandı.
Altın esaslı muhasebe talebi ve Kuyumcukent’ten ayrılan yatırımlar
Mustafa Özcan, “altın esaslı muhasebe” eksikliğine de dikkat çekti. Özcan, 2018’de 100 kilo altını olan bir işletmenin, TL bazlı muhasebe ve vergi yüzünden 2026’ya gelindiğinde varlığının yüzde 84’ünü vergi olarak ödediğini ve elinde 16 kilo kaldığını söyledi.
Yapının sektörü kilitlediğini vurgulayan Özcan, “Böyle bir sistemde kayıt dışılığı önlemenizin, sektöre yatırım çekmenizin ya da altını ekonomiye kazandırmanızın imkanı yok. Altın esaslı muhasebeyi getirmezseniz yastık altı hedeflerini unutmalıyız. Türkiye’de altın 3.500 ton sanılıyor, şu an 560 tonlardayız. Bu miktar çıktığında dünyada ilk 3’e gireriz” dedi.
Kota ve sonrasında artan denetimlerle yaşanan belirsizlikler ve imaj kaybıyla yerli ve yabancı üreticilerin Türkiye’den ayrılmaya başladığını söyleyen Özcan, “2023’e kadar Kuyumcukent’in yüzde 25’i MENA bölgesinden gelen iş yerleriyle doluydu ve Türkiye’ye çok ciddi miktarda altın getirmişlerdi. Kota geldikten sonra bugün Kuyumcukent’te o yatırımcıların hiçbiri kalmadı. Sadece yabancılar değil, kendi üreticilerimiz de işi bırakıyor, imalatını Dubai’ye taşıyan da var, kapısına kilit vuran da” dedi.
Mevzuat sıkılaşmasının ve usulsüzlük haberlerinin küresel pazarda Türkiye imajını zedelediğine de dikkat çeken Özcan, Hong Kong Fuarı’nda yaşadığı bir diyaloğu şöyle anlattı: “Hong Kong Fuarı’nda Hintli bir alıcı gelip bize ‘Ben Türkiye’ye gelmem, orada herkese operasyon yapılıyor’ dedi.”
Sıkça Sorulan Sorular
Mücevherat ihracatında son iki ayda ne kadar artış yaşandı?
Kaynağa göre sektör yılın ilk 7 ayını yüzde 27,4 kayıpla kapattıktan sonra ağustos ayında yüzde 174,7 ve eylül ayında yüzde 203,3 artış kaydetti. Böylece ilk 7 aylık kaybın yüzde 60-70’i tolere edildi.
İhracat artışının kaynağı mücevher mi külçe altın mı?
MİB Başkanı Mustafa Özcan’a göre artış işlenmiş mücevherden değil, iç piyasada talebi düşen külçe altından kaynaklandı. Özcan, külçe ihracatının toplam rakamları artıya geçirse de mücevher tarafına etkisi olmadığını belirtti.
İç piyasada altın fiyat farkı nasıl oluştu?
Özcan, daha önce kota ve aşırı iç talep nedeniyle Türkiye’de altın fiyatının dünya piyasalarının üzerinde olduğunu ve artı marj bulunduğunu, iç talebin düşmesiyle fiyatın dünya fiyatının altına inerek eksi marj oluştuğunu söyledi. Kilogram başına fiyat farkı bir ara 1.000–1.500 dolara kadar yükseldi, külçe ihracatıyla birlikte 100–150 dolar seviyelerine geriledi.
Altın kotası ve gümrük uygulamaları sektörü nasıl etkiliyor?
Kaynakta kota miktarının 11 tondan 14 tona çıkarıldığı ancak çözüm olmadığı, ithalatın durup ihracatın ağırlık kazandığı için kotaya ihtiyaç kalmadığı ifade edildi. Ayrıca 130 kilo mücevher ihracatının gümrükten 20 günde çıkamadığı, normalde yarım günde çıkan ürünün geciktiği ve 40 kilo limiti nedeniyle zaman ve lojistik maliyeti arttığı aktarıldı.
Altın esaslı muhasebe talebi nedir?
Mustafa Özcan, TL bazlı muhasebe nedeniyle 2018’de 100 kilo altını olan bir işletmenin 2026’ya gelindiğinde varlığının yüzde 84’ünü vergi olarak ödeyip elinde 16 kilo kaldığını söyledi. Türkiye’de yastık altı altının 3.500 ton sanıldığını ancak 560 ton seviyesinde olduğunu belirten Özcan, altın esaslı muhasebe olmadan kayıt dışılığın önlenemeyeceğini savundu.