
California Üniversitesi San Francisco (UCSF) araştırmacıları tarafından yürütülen ve 23 Eylül'de JAMA Psychiatry dergisinde yayımlanan küçük çaplı pilot araştırmada, ultra işlenmiş gıda tüketimini yüzde 85'ten fazla azaltan 20 katılımcıda depresyon belirtilerini değerlendiren üç farklı ölçümde orta ila yüksek düzeyde iyileşme görüldü. Kaygı ölçümlerinde ise daha sınırlı bir iyileşme saptandı. Araştırma, bulguların henüz ön sonuç niteliğinde olduğunu vurguluyor.
20 Kişilik Pilot Araştırma Nasıl Yapıldı?
Çalışma, 20 kişinin katılımıyla küçük çaplı bir pilot araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırmaya katılanların ortalama yaşı 44 olurken, katılımcıların yüzde 70'ini kadınlar oluşturdu. Katılımcıların tamamında yüksek vücut kitle indeksinin yanı sıra yüksek tansiyon, diyabet veya yüksek LDL kolesterol gibi en az bir metabolik sorun bulunuyordu.
Katılımcılar iki gruba ayrıldı. Bir grup dört hafta boyunca normal beslenme düzenini sürdürürken, diğer grup ultra işlenmiş gıdaların düşük olduğu bir beslenme düzenine geçti. Dört haftanın ardından grupların beslenme düzenleri değiştirildi. Bu çapraz geçiş modeliyle her iki grubun da düşük ultra işlenmiş gıdalı beslenme dönemindeki değişimleri izlendi.
Katılımcılar, ultra işlenmiş gıda tüketimlerini yüzde 85'ten fazla azalttı. Bu azalmanın ardından depresyon belirtilerini değerlendiren üç farklı ölçümde orta ila yüksek düzeyde iyileşme kaydedildi. Kaygı ölçümlerinde gözlenen iyileşme ise daha sınırlı kaldı.
Ultra İşlenmiş Gıdalar Neleri Kapsıyor?
Araştırmada ele alınan ultra işlenmiş gıdalar arasında paketli atıştırmalıklar, fast food, şekerli içecekler ve endüstriyel olarak üretilmiş diğer gıdalar bulunuyor. Bu ürünlerde koruyucu maddeler, yapay renklendiriciler, lezzet artırıcılar ve emülgatörler bulunabiliyor.
Çalışma, bu tür ürünlerin tüketiminin azaltılmasının ruh sağlığı ölçümleriyle birlikte nasıl değiştiğini izlemeyi amaçladı. Katılımcıların beslenme düzenindeki değişim, ultra işlenmiş gıdaların düşük olduğu bir modele geçişle sağlandı.
Bağırsak ve Beyin Arasındaki Bağlantı Araştırılıyor
Araştırmacılar, ultra işlenmiş gıdalar ile depresyon arasındaki olası bağlantının bağırsak sağlığıyla ilişkili olabileceğini değerlendiriyor. Uzmanlara göre ultra işlenmiş gıdalar bağırsakların koruyucu yapısına zarar vererek vücutta düşük seviyeli kronik iltihaplanmaya yol açabilir.
Bu iltihaplanmanın depresyona doğrudan katkıda bulunabileceği veya kişileri depresyona karşı daha savunmasız hale getirebileceği değerlendiriliyor. Bağırsak ve beyin arasındaki bağlantı, araştırmada üzerinde durulan olası mekanizmalar arasında yer alıyor.
Ön Sonuç Vurgusu ve İkinci Aşama Planı
Araştırmacılar, çalışmanın yalnızca 20 kişiyle gerçekleştirilmesi nedeniyle bulguların henüz ön sonuç niteliğinde olduğunu vurguladı. Küçük örneklem nedeniyle sonuçların genellenebilirliğinin sınırlı olduğu belirtildi.
Çalışmanın kıdemli yazarı Dr. Andrew Krystal, araştırmanın daha geniş kapsamlı bir çalışmanın yapılabilir olduğunu gösterdiğini belirtti. Araştırma ekibi, sonuçları daha büyük bir grupta incelemeyi planlıyor. İkinci aşama için katılımcı alımının 2028'de başlaması bekleniyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Araştırma ne zaman ve nerede yayımlandı?
Çalışma, California Üniversitesi San Francisco araştırmacıları tarafından yürütüldü ve 23 Eylül'de JAMA Psychiatry dergisinde yayımlandı.
Araştırmaya kaç kişi katıldı ve katılımcıların özellikleri neydi?
Araştırmaya 20 kişi katıldı. Katılımcıların ortalama yaşı 44 olup yüzde 70'ini kadınlar oluşturdu. Tamamında yüksek vücut kitle indeksinin yanı sıra yüksek tansiyon, diyabet veya yüksek LDL kolesterol gibi en az bir metabolik sorun bulunuyordu.
Katılımcılar ultra işlenmiş gıda tüketimini ne kadar azalttı?
Katılımcılar ultra işlenmiş gıda tüketimlerini yüzde 85'ten fazla azalttı.
Depresyon ve kaygı ölçümlerinde ne görüldü?
Depresyon belirtilerini değerlendiren üç farklı ölçümde orta ila yüksek düzeyde iyileşme, kaygı ölçümlerinde ise daha sınırlı bir iyileşme görüldü.
Araştırmanın kısıtlılığı ve sonraki plan nedir?
Araştırmacılar yalnızca 20 kişiyle yapılması nedeniyle bulguların ön sonuç niteliğinde olduğunu vurguladı. Kıdemli yazar Dr. Andrew Krystal çalışmanın daha geniş kapsamlı bir araştırmanın yapılabilir olduğunu gösterdiğini belirtti ve ekibin sonuçları daha büyük bir grupta incelemeyi planladığı, ikinci aşama için katılımcı alımının 2028'de başlamasının beklendiği bildirildi.